Yine cumartesi diyordum,sınav var yine.haftanın 6 günü okula
gittiğimin uzun zamandır farkındayım.çünkü çok uzun zamandır süre gelen
cumartesi sınavları bitmek bilmiyor.ve al,bir cumartesi daha.evde kahve
bitmiş,altıma bir eşofman geçirip bakkala gittim ve bakkal,”oouu en kıymetli
müşterim gelmiş” dedi.hangi ara bu kadar samimi olmuştuk?ben gerçekten de o
kadar çok bakkala giden bi insan mıydım?o amca beni gerçekten tanıyabilmiş
miydi?babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?...
Kahve var mı dedim.var dedi.e alayım o zaman amca
dedim.paket yok 4 tanesi bi milyon dedi.o sıra kendimi kaybetmiş olmalıyım
ki,eve bir poşet kahveyle döndüm.zaten tipim yeterince tinerciye benziyordu
sabah sabah,bir de elimde 1 poşet kahve..bu kız evde kendini kesiyor diye adım
çıkacak mahallede.melankolinin dibini son 5 gündür yaşıyordum herhalde ki artık
o kahvelerin çekmeceyi karafatma gibi doldurduğunu görünce bir gülme tuttu
beni.allah aşkına dedim aa ayça,senin neyine melankoli.içimdeki melankoliği
öldürmek için bardağın bir ucunu kırıp karnıma sapladığımı hayal ettim,meğerse
kendimi pıçaklamıştım adeta!bir black swan daha oracıkta can veriyordu,tek
önemsiz farkımızsa benim kuğuya pek benzemememin yanında sabah sabah az buçuk
baliciyi andırıyor olmamdı.
dün yaptıklarımı düşündüm ve kendimle o kadar başarılı dalga
geçtim ki,rencide olduğumu bile hissettim.notlarımın düşük gelmesinin üzerimde
yarattığı “hiçbir şey iyi gitmiyor!” adlı klasik depresyon sarmıştı dört bir
yanımı.kendimi o kadar kaybetmişim ki melankoliden,kendimi Kadıköy’de bulmayı
bırak,kuzenim beni Kadıköy’de buldu.o derece kaybolmuşum yani.baya bi
kaybolmuşum.ama iyi kaybolmuşum maşallah,önümü alamamışlar.şimdi vereceğim bir
örnek şeridinin gayet açıklayıcı olacağını düşünüyorum,bıçaklarınızı
hazırlayın,bileklerinizi sıvayın.
Aslında o şuanda iyi.vapura binmiş,dışarı oturmuş,tatlı bir rüzgar yüzüne vuruyor ve martıların vapurla yarış edercesine uçmasını keyifle seyrediyor.
etraftaki mutluluğu da göstermek istercesine
haydarpaşayı,denizi,güzel havayı görmek,göstermek istiyor.
Ama sonra bir sınav sonucunun açıklandığını,beklediğinin
yarısı kadar not alabildiğini öğreniyor.ve melankoli adeta sayfayı
yeniliyor.şimdi vapurdan inmiş durumda,ne tarafa yürüyeceğini bilmiyor,savruk
savruk dolanıyor etrafta ve gerçekten evrenin ona yardımcı olmadığının bir
kanıtı olarak görüyor bunu.ve kendini şu halde buluyor:
daha sonra bu fotoğraflara bakınca
karnıma ağrılar girdi.dışarıdan kim bilir nasıl gözüküyordum ve kuzenim beni bu
halde bulduğunda nasıl gülmemek için kendini zor tutmuştu?notum düşük geldi
diye bir de kendimi denize atsaydım madem,ya da “bunlar bana göre değilmiş”
deyip okulu bıraksaydım,hep istediğim güzel sanatlara kendimi adayıp,bir
tiyatro oyuncusu olup çıksaydım.şimdi dalga geçiyorum ama o zaman aklımdan
bunların hepsi bir bir ve ciddiyetle akıp gitti.bakınız telefonuma neyi not
almışım:”martıların işi ne kadar kolay.sabah oluyor hadi bakalım başla
uçmaya,akşamlara kadar tek yaptığı bu.martı olsaydık daha mı iyi olurdu
acaba?ya da lisede bize o Martı kitaplarını okutmasalardı daha bi iyi olurmuş sanki..her an uçmaya
çalışabilirim.”
Ve arkasından bu yazıya sebep olan fotoğrafı
patlatıveriyorum:
Montumu çıkarıp uçmaya hazırlanacak oluyorum ve neyse ki
kuzenim geliyor.bir güzel bana kızıyor,kendime işkence ettiğimi söyleyip beni
çok güzel bir makarnacıya götürüyor.yolda ona şişman ve çirkin hissettiğimi
anlatıyorum.ve klasik ‘yatkalkşükret!’ örnekleri anlatmaya ve halkın içinden birebir göstermeye
çalışıyor.
Makarnacıdan çıkıyoruz,ben daha iyiyim.bir sürü balıkçı ve
kasabın olduğu bir sokaktan geçiyoruz ve zaten balık sevmeyen ben,yeni yıl
süslemeli bacaklarından asılmış hindileri de görünce “ölü hayvan sevenler
derneği sokağı”ndan geçtiğimizi düşünerek balıklarla gözgöze gelmeden o sokağı
bitirmeye bakıyorum.Akmar’a gidiyoruz,kuzenim arkadaşıyla kitap alacak.ben
biraz açık havada oturup onları beklemeyi öneriyorum ve bunun bana iyi
geleceğini düşünerek hemen tamam diyorlar ve sonuç:
melankoli beni yine yalnız
yakalamış,ve nostaljik fotoğraflar çekmeye zorlamıştır.
İşleri bitince onlar da yanıma gelip birer sahlep
söylüyorlar.içten içe bir Hayallah’da oluyorlar tabi.sahlepler bitince kalkıp
takıcılara gidiyoruz,2 metrekare alan ve bayanlar kendini şaşırmış durumda.allah
kimseye ucuz takıcı açmayı nasip etmesin yareppi o ne öyle..birbirlerinin
üzerinden küpe seçip,bileklikler için kendilerini kaybediyorlar.dışarıda
yığınla bekleyen sevgili ve içeride sevgilisinin dışarıda beklediğini unutmuş
otuza yakın bayan.yaklaşık on kişiye çarparak kendimi dışarı atıyorum.kuzenim
ve arkadaşını beklerken banka oturuyorum,sevgilisini bekleyen erkek tayfasının
yanına.ve o anda yine bir şey çarpıyor gözüme:
Bir hayvanlar derneği kurarım, vejetaryen olurum,fotograf
çekerek para kazanır,mühendis de olmayı veririm gibi düşünceler vahiy gibi
beynime inerken kuzenimin arkadaşı
yanıma geliyor.köpeğin gayet keyfinin yerinde ve bugün havanın gayet sıcak olduğunu,biz bu kadar yorulurken
onun aylak aylak yatıp uyuduğunu ve asıl bizim ona özenmemiz gerektiğini
anlatarak canımı sıkmamamı söylüyor.yani aslında hayallerime üflüyor bir
yerde.ah ne güzel de vejetaryen olacaktım derken oradan uzaklaşıyoruz.günün
gerisi klasik eve dönüş falan filan ve aklımdaysa bugünkü sınavım.
Daha sonrasında bizi çok güzel bir şey bekliyor aslında.yeniyıl ve
ondan da önemlisi kuzenimin doğum günü,Emoş’un.her yazımda arka planda o var fark
etmişsinizdir tıpkı bu yazıdaki gibi.çünkü o hayatımda hep var ve her şeyi beraber
yaşıyoruz.hem beraber yaşadığım hem de hayatımın ilk 20 yılını beraber
geçirdiğim kuzişim biraz kartlaştı,21 yaşında olacak.ilk kırışığını beraber fark
etmek ve o yaşta bile seni botoks için acile kaldırmak kadar salak olabilmek dileğiyle
tatlı kuzenim,nice 21 yaşlara.
ÖNCESİ:
SONRASI:










.jpg)














.jpg)











