26 Kasım 2012 Pazartesi

"DÜNYA'NIN SUYU" YARIN AKŞAM KANALD'DE


Dünya'nın sonu geliyor.güneşli ve kurak bir hava,koskocaman binaların arasından kamera inerken adamın teki anlatmaya başlar.Newyork'un terkedilmiş,harabeye dönüşmüş,eski havalı metropol havasından eser bile olmayan görüntüleri perdede akarken bizler de "allahım neler olmuş buraya böyle?" sorularımıza birer birer yanıt buluruz.ya kıyamet kopmuş,ya dünya beklenmeyen hava koşullarına maruz kalmış,ya zombiler basmış,ya çöplük haline dönmüş ve terkedilmiş ya da salgın bir hastalık herşeyi kahretmiştir.bunlara daha birçok alternatif üretebilirim çünkü çokça filmi aynı girişte, farklı gelişimde fakat aynı sonuca bağlanarak bitirmişliğim var.benim en çok merak ettiğim kısma geliyorum şimdi herkes hazır olsun:bu kadar sansasyon oluyorken ve dünyanın suyu çıkıyorken Türkiye'ye ne oluyordu?acaba bizler ne yapıyorduk?bu tarz filmleri izlerken illa ki bir noktada kafamdan bunlar geçer ki,çekilen filmlerin %35inin dünyayı kahretmeye yönelik olduğunu varsayasak sanırım ben akşam ne yiyeceğimden çok bu konu üzerinde düşünüyorum.Eğer bu tarz filmlere arkadaşlarımla gittiysem 1. gelen klasik cevap "biz daha olayın başında herhangi bir alametle zaten yok olmuşuzdur." olur.bence durum aynen de böyle.bakıyorsun Newyork ortadan ikiye ayrılıyor,Eiffel desen sizlere ömür adam hala helikopterle uçuyor,mağaralara kaçıyor bir şekilde yolunu bulup kurtuluyor arkadaş ölse de kurtulsak diyorsun içinden.peki ben neden durum aynen de böyle diyorum:çünkü bizim insanımız öyle bir durumda kaçmaya üşenir kelime-i şaadet falan derken sular seller bizi alıp götürür.ya da üç beş azimli kaçmaya çalışanımız olur çatırt diye yer yarılır ve içine düşmek suretiyle hevesleri kursaklarında can verirler.Ee imkanlar da kısıtlı,bi helikopter olsa 30 kişi binilir helikopter düşer,daha dünya sapasağlamken toplu katliam olur gibi gibi şeyler.işte şu noktada bir uyarıda bulunmak isterim,filmdeki son 5 yaşayan kişiden yakışıklı,kaslı ya da sarışın seksi olan bireyimiz var ya,o aslında yok.o aslında yokluktan göz yanılması.hem zaten olsa da öyle filmdeki gibi yan yana kaçamazsınız canım,o brezilyada kaçmaya çalışıyor olurken sen çarpık kentleşmenin serin sularında boğuluyor olursun.ağlama ağlama...

Daha fazla üstünüze gelmek istemiyorum benim bile biraz içimde his kaybı,kayması veya hafiften bir burkulma oldu.ama olsun biz de Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bir ülkeyiz sonuçta..neyse hiç olmadı şimdi bu,ben iyisimi hayal dünyamı çürütmeyeyim de unicornlar var sanayım.umut kapısı bu belli mi olur,belki biz de boğazı uzun atlama yapıp Trumb Towers'a tutunuruz da tam düşecekken Antonio Banderas bizi helikopterle gelip alır...pardon ya uyuyakalmışım noldu?yakışıklı olan öldü mü?o öldüyse film benim için biter.gerisini göz ucuyla izlerim,burun kıvırırım,yakışıklıyı erken öldüren yönetmene küfreder,yakışıklının arkasındansa "gül gibi çocuktu" diye ağıt yakarım ve SON.ışıklar yanar,yerler ve üstüm başım mısır olmuş bir halde ben toparlanmaya çalışırken ,müzik eşliğinde filmin yazıları perdede akar.yakışıklının ölümüne ağlamaktan şişmiş gözlerimi insanlardan kaçırmaya çalışırken bir daha bu filmlere gitmeyeceğime yemin ederim.ama yine giderim,yine giderim.(olmadı televizyonda da veriyorlar zaten) kaçırmadan izleme şansını böylece çaba harcamadan elde ederim ve kendimi dünyanın en şanslı insanı hissederim.şimdi artık , herkesin kendine iyi bakma vakti geldi. İyi geceler tatlı şeyler.

Hiç yorum yok: