6 Aralık 2012 Perşembe

NİLÜFER SÖZ SENDE


  “Günaydın sevgili dinleyenler,saat 09.40 ve Ayça bugün radyonuzda..soğuk ve yağmurlu bir sabah İstanbul’da ve Office Hour’la sizlerleyim.bi de bişey daha dicem ay sen söyle,gelmiyo dilimin ucunda.neyse bir şarkı gireyim belki arada hatırlarım bir şeyler.bu şarkı da tüm sevip de sevilmeyenlere gelsin. * Olly murs-dance with me tonight.” ….Biliyordum,radyo spikeri olsam o güzel ve insanı rahatlatan konuşmanın böyle devam edeceğini biliyordum.”tüh,iyi gidiyordu be” sözlerini duyacağımı biliyordum.kelimeleri yanlış kullanacağımı,şarkıları mikrofona mikrofona söyleyenle aynı anda söylemeye çalışacağımı,konuşurken araya yanlışlıkla şarkı sokacağımı ve anneme babama selam göndereceğimi de biliyordum.işte sırf bu yüzden ve tüm sevenlerimin de desteğiyle radyo spikeri olmadım.
Eskiden “içindekiler” diye bir klasörüm vardı ve sabah biriktirdiğim fikirlerimi akşam oraya yazardım.nur ve akıl topu gibi bir çocuk olarak dünyaya gelmişim ki,o klasörü kullanmaya devam etmeyi unutup bütün notlarımı telefonuma kaydetmeye başladım ve ne mi oldu dersin.evet,telefonum bozuldu,reset atıldı,vodafone simgeli ekran fotografı yapıldı,bütün rehber,bbm,özellikle de notlar teker teker silindi ve Müslüm Gürses’in bir şarkısı telefona atılarak Ayça’ya teslim edildi.kısaca kendimi betimleyeyim,iç dünyasında bitmiş bir Ayça,dış dünyasına bunu savunma mekanizması olarak geçirir ve kabuğunu yırtarcasına sadece 30 lira ödeyip telefoncudan çıkar.
     
                                                İÇ DÜNYA                                                                          
                                                                                                                                                                                                                            
                     











                                                 DIŞ DÜNYA

                     


Ama kendimi koyuvermedim ve hemen arkadaşlarımın fotografını burun mesafesinden çekip duvar kağıdı yaparak başladım işe.facebook,twitter,fourspuare carttı,curttu onun numarasını al bunun bbmini ekle derken bir yandan da annene babana “telefonum bozuldu ama..” konuşmasını onlar “nee, kızım noldu ,niye oldu, sen hiç dikkat etmiyosun zaten yerlere atıp duruyordun olacağı buydu…” nidalarına giremeden bitirmeye çalış.OLUR BE! Bu benimkisi tam bir “insan neyle yaşar?” sorusunun cevabıydı.
İnsan telefonla yaşar! öyle İngilizcede ,teknoloji bizim karakterimiz değiştirdi,tiknoloji bizi kütü itkilir,yiz yize kinişalım..miymiymiy presentationları sunmakla olmuyor.yarım günlük telefonsuz kalma deneyimlerime dayanarak söylüyorum ki,tek başıma okulla çarşı arasındaki 5 dakikalık mesafeyi bile “şimdi kaçırılsam,pamuğu dayasalar burnuma atsalar arabaya..” tarzı düşüncelerle 3 dakikada gidip gelmişim,haberim yok.çünkü saat takmayı sevmem ve telefonum yok.yani saat yok.teras katında bıraktığın arkadaşların bakıyorsun,yerlerinde yok.ee çantanı onlarla bırakmıştın çantan onlarla gitmiş o da yok.”gerilim var stres var hep acı var bu dünyada” diyerek tam kendimi pıçaklayacaktım ki,günde en az 5 kere iki bina arasında tavla oynayıp kahve içen arkadaşımın fazla uzaklaşamayacağını düşünerek kendimi sakinleştirdim ve aşağı indim.( günde en az 5 kere iki bina arasında tavla oynayıp kahve içen arkadaşım,gerçekten de fazla uzaklaşamamıştı.)
Sırf bu yaşadığım gerilim yüklü gün yüzünden,buradan sevgili Josh Dollar hocamıza sesleniyorum:”hocam,nasılsınız iyi misiniz?teknolojinin zararlı olduğunu düşünmüyorum SİZ HİÇ TELEFONSUZ KALDINIZ MI!!, en yakın zamanda presentation vidyomu çekip bloguma koyucam buradan izlersiniz,göbek çok şeker olmuş öptüm.”

Kilit nokta şudur ki,çoğu zaman telefonsuz vakit geçirmeyi tercih ederim diyen Ayça telefon bağımlısı olmuş haberi yok.günde en az 5 kere iki bina arasında kahve içip tavla oynayan arkadaşının tavla oynadığı kişi ta kendisiymiş,haberi yok.tavlada yüksek lisans yapmaya karar vermiş,haberi yok.sınav açıklanır haberi yok,quiz olur haberi yok,eve gelir kapıda kalır meğerse kuzenine anahtarı bırakmış ama kuzeni evde yokmuş,haberi yok.ışığı buzdolabının arkasına elini sokarak kapatır,çarpılacak haberi yok.hasta olur haberi yok,o olur haberi yok bu olur haberi yok.YOK ALLAH YOK…işte “dünyadan bir haber yaşamak” adlı eser olarak yaratılmamın verdiği farkındalığın savunma mekanizması olarak kullandığım tepki: ”ben ne yaptığımı biliyor muyum?”,bütün zorlu ve meşhakatli yolları aşmama yardımcı oluyor.ve buradan da görülüyor ki,resmen Allah mı koruyor ne yapıyor henüz bir quize geç kalmışlığım,tavlada yüksek lisans yapmışlığım ya da bir belediye çukuruna düşüp ölmüşlüğüm yok.
Zorlu geçen günlerimden birini sizlerle paylaştım.şimdi yüz yüze konuşmaya ve telefonsuz bir hayata tepki olarak küllerimden yeniden doğuyorum ve bir sivil toplum örgütü kuruyorum.daha fazla gaza gelmeden yazıyı bitirsem mi ne yapsam ben?öyle yapayım en iyisi..
Ve Ayça radyonuzda sevgili dinleyenler,saat 10.55,bugünlük sizlere veda ediyorum.Radyonuz açık olsun..Nilüfer söz sende.


Hiç yorum yok: