“Vector space’i çizmek,mutluluğun resmini çizmek gibi bir
şeydir.çizemezsin!” dedi hoca.ve ayça uyandı..bir algebra dersi sonuydu bu
cümleler ve hocanın her 23 Nisan’da “Mutluluğun resmi” konulu ödüllü resim
yarışmasına katıldığımızdan haberi bile yoktu.böyle bir nesildik biz.vector
space’i de çizerdik,kendine dert etmemeliydi hoca.ama büyüdük ya,bilgisayara
yumruk attığımızda düzeliyor ve “mühendisiz oğlum!!” diyoruz ya,işte o yüzden
vector space’in resmini çizmemeliyiz.zaten aslında en başından o resim
yarışmalarına da katılmamalıydık.nereden bilebilirdik ki hiç ödül
kazanamayacağımızı?
“Günaydın dünya!” diye başlamıştı o güne. oysa ki tek gözü
kanlı diğer gözü arpacıklı Ayça’nın daha saçları bile kurumamıştı.ve evden
çıktı.biri benim için ağlamalıydı.çünkü biz sürekli kendimiz için
ağlıyorduk.kendimize acımayı seviyorduk.vefalıydık,çok mutluysak bile geride
kalan mutsuz günler için üzülüyorduk ve bu kısır döngü döner de
dönerdi.”insanların bana acımasını istemem.” diyen insanların %70i bence
insanların ona acımasını ve üzülmesini seviyor.ama biz daha en baştan
insanların bana acımasını sevmem demeyen tayfaya girmiyoruz ki, aman anlat da
anlat,üzülsün de acısın,kıyamasın da kıyamasın ve sabahlar olmasın..diyorum ki
en azından yalan söylemiyoruz.ben orda üzülüyorken sen de üzül
arkadaşım,arkadaşım diyorsam eğer sen de üzüleceksin.sen de paylaş acımı.iki
espri yaptığımda gülmeyi biliyorsun ama.Acıyacaksın!!Hatta ağlayacaksın!..”yok
bişeyim” dediğimde ısrar edeceksin.(çünkü illa ki bişeyim vardır)ilgileneceksin
be dostum,kaçarı uçarı yok.
Şimdi durun.dünyayı durdurun.çok önemli bir konu var
bahsetmek istediğim.gayet sıradan bir gündü.Beşiktaş’tan Mecidiyeköy’e doğru
otobüsle yol alıyorduk.inecek insanlar kapıya doğru yaklaşıyor ve otobüsün
içinde karşı konulamaz bir akım oluşuyordu ve birden ne göreyim:
Uzunca bir süre baktım da baktım.gerçek olmasın istedim.şu
noktada kendimi yanlış tanıtmak istemem insanlara her zaman her konuda saygım
var.fakat o bir amca!o bir 60 yaşında.o bir kelebek dövmeli.herkesten
beklerim,her şeyi beklerim ve hiçbir şeyi de yadırgamam ama o kelebek dövmesinin
maksadı neydi?saçları beyaz,takım elbiseli,buruşuk suratlı normal bir amcaydı
sadece.tekrar soruyorum: o kelebek dövmesinin amacı neydi?birşeyler içinde mi
kalmıştı?ama sanki amca da yansıtmakta mı biraz geç kalmıştı?çoluğu
çocuğu,torunu torbası yok muydu?..
Çıldıracaktım kafam bombok olmuştu.en yakındaki hekime
başvurdum.(yani whatsapp’tan kuzenime fotografını attım)kuzenimin ilk sorusunun
“bu amca kahveye nasıl giriyor?” olması ikinci bir trajediydi benim
için.kahvesi mi kalmıştı amcanın.tavla oynarken o zarı her atışında kelebeğin
kanat çırpıyormuşçasına hareketlenmesi mi hoşuna gidiyordu yoksa?ya da dur
elaleme ibret olayım diyerek kendini toplum için feda mı etti?ya adı
necmi’yse?ya şükrü’yse?bu kadarını kaldırabilir misiniz?ya da onu okeye dördüncü
alabilir misiniz?ben alırdım.çünkü kalbi kırılırdı.o hassastı o narindi hatta o
bir kelebekti.acaba nerede yaşıyor,nerede çalışıyor?boş zamanlarında neler
yapıyor ve ne kadar mutlu olabiliyor?ben yazıyorum,siz okuyorsunuz.benden günah
gidiyor size ve ben artık kafamı yormuyorum.biraz da siz düşünün.istediğiniz
sorudan başlayabilirsiniz.bol şans.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder