29 Aralık 2012 Cumartesi

BİR YENİ MESAJINIZ VAR!


Yine cumartesi diyordum,sınav var yine.haftanın 6 günü okula gittiğimin uzun zamandır farkındayım.çünkü çok uzun zamandır süre gelen cumartesi sınavları bitmek bilmiyor.ve al,bir cumartesi daha.evde kahve bitmiş,altıma bir eşofman geçirip bakkala gittim ve bakkal,”oouu en kıymetli müşterim gelmiş” dedi.hangi ara bu kadar samimi olmuştuk?ben gerçekten de o kadar çok bakkala giden bi insan mıydım?o amca beni gerçekten tanıyabilmiş miydi?babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?...
Kahve var mı dedim.var dedi.e alayım o zaman amca dedim.paket yok 4 tanesi bi milyon dedi.o sıra kendimi kaybetmiş olmalıyım ki,eve bir poşet kahveyle döndüm.zaten tipim yeterince tinerciye benziyordu sabah sabah,bir de elimde 1 poşet kahve..bu kız evde kendini kesiyor diye adım çıkacak mahallede.melankolinin dibini son 5 gündür yaşıyordum herhalde ki artık o kahvelerin çekmeceyi karafatma gibi doldurduğunu görünce bir gülme tuttu beni.allah aşkına dedim aa ayça,senin neyine melankoli.içimdeki melankoliği öldürmek için bardağın bir ucunu kırıp karnıma sapladığımı hayal ettim,meğerse kendimi pıçaklamıştım adeta!bir black swan daha oracıkta can veriyordu,tek önemsiz farkımızsa benim kuğuya pek benzemememin yanında sabah sabah az buçuk baliciyi andırıyor olmamdı.
dün yaptıklarımı düşündüm ve kendimle o kadar başarılı dalga geçtim ki,rencide olduğumu bile hissettim.notlarımın düşük gelmesinin üzerimde yarattığı “hiçbir şey iyi gitmiyor!” adlı klasik depresyon sarmıştı dört bir yanımı.kendimi o kadar kaybetmişim ki melankoliden,kendimi Kadıköy’de bulmayı bırak,kuzenim beni Kadıköy’de buldu.o derece kaybolmuşum yani.baya bi kaybolmuşum.ama iyi kaybolmuşum maşallah,önümü alamamışlar.şimdi vereceğim bir örnek şeridinin gayet açıklayıcı olacağını düşünüyorum,bıçaklarınızı hazırlayın,bileklerinizi sıvayın.


 Aslında o şuanda iyi.vapura binmiş,dışarı oturmuş,tatlı bir rüzgar yüzüne vuruyor ve martıların vapurla yarış edercesine uçmasını keyifle seyrediyor.









etraftaki mutluluğu da göstermek istercesine haydarpaşayı,denizi,güzel havayı görmek,göstermek istiyor.


Ama sonra bir sınav sonucunun açıklandığını,beklediğinin yarısı kadar not alabildiğini öğreniyor.ve melankoli adeta sayfayı yeniliyor.şimdi vapurdan inmiş durumda,ne tarafa yürüyeceğini bilmiyor,savruk savruk dolanıyor etrafta ve gerçekten evrenin ona yardımcı olmadığının bir kanıtı olarak görüyor bunu.ve kendini şu halde buluyor:

daha sonra bu fotoğraflara bakınca karnıma ağrılar girdi.dışarıdan kim bilir nasıl gözüküyordum ve kuzenim beni bu halde bulduğunda nasıl gülmemek için kendini zor tutmuştu?notum düşük geldi diye bir de kendimi denize atsaydım madem,ya da “bunlar bana göre değilmiş” deyip okulu bıraksaydım,hep istediğim güzel sanatlara kendimi adayıp,bir tiyatro oyuncusu olup çıksaydım.şimdi dalga geçiyorum ama o zaman aklımdan bunların hepsi bir bir ve ciddiyetle akıp gitti.bakınız telefonuma neyi not almışım:”martıların işi ne kadar kolay.sabah oluyor hadi bakalım başla uçmaya,akşamlara kadar tek yaptığı bu.martı olsaydık daha mı iyi olurdu acaba?ya da lisede bize o Martı kitaplarını okutmasalardı daha bi iyi olurmuş sanki..her an uçmaya çalışabilirim.”
Ve arkasından bu yazıya sebep olan fotoğrafı patlatıveriyorum:



Montumu çıkarıp uçmaya hazırlanacak oluyorum ve neyse ki kuzenim geliyor.bir güzel bana kızıyor,kendime işkence ettiğimi söyleyip beni çok güzel bir makarnacıya götürüyor.yolda ona şişman ve çirkin hissettiğimi anlatıyorum.ve klasik ‘yatkalkşükret!’ örnekleri anlatmaya ve halkın içinden birebir göstermeye çalışıyor.
Makarnacıdan çıkıyoruz,ben daha iyiyim.bir sürü balıkçı ve kasabın olduğu bir sokaktan geçiyoruz ve zaten balık sevmeyen ben,yeni yıl süslemeli bacaklarından asılmış hindileri de görünce “ölü hayvan sevenler derneği sokağı”ndan geçtiğimizi düşünerek balıklarla gözgöze gelmeden o sokağı bitirmeye bakıyorum.Akmar’a gidiyoruz,kuzenim arkadaşıyla kitap alacak.ben biraz açık havada oturup onları beklemeyi öneriyorum ve bunun bana iyi geleceğini düşünerek hemen tamam diyorlar ve sonuç:

                   melankoli beni yine yalnız yakalamış,ve nostaljik fotoğraflar çekmeye zorlamıştır.

İşleri bitince onlar da yanıma gelip birer sahlep söylüyorlar.içten içe bir Hayallah’da oluyorlar tabi.sahlepler bitince kalkıp takıcılara gidiyoruz,2 metrekare alan ve bayanlar kendini şaşırmış durumda.allah kimseye ucuz takıcı açmayı nasip etmesin yareppi o ne öyle..birbirlerinin üzerinden küpe seçip,bileklikler için kendilerini kaybediyorlar.dışarıda yığınla bekleyen sevgili ve içeride sevgilisinin dışarıda beklediğini unutmuş otuza yakın bayan.yaklaşık on kişiye çarparak kendimi dışarı atıyorum.kuzenim ve arkadaşını beklerken banka oturuyorum,sevgilisini bekleyen erkek tayfasının yanına.ve o anda yine bir şey çarpıyor gözüme:

Bir hayvanlar derneği kurarım, vejetaryen olurum,fotograf çekerek para kazanır,mühendis de olmayı veririm gibi düşünceler vahiy gibi beynime inerken kuzenimin arkadaşı  yanıma geliyor.köpeğin gayet keyfinin yerinde ve bugün havanın  gayet sıcak olduğunu,biz bu kadar yorulurken onun aylak aylak yatıp uyuduğunu ve asıl bizim ona özenmemiz gerektiğini anlatarak canımı sıkmamamı söylüyor.yani aslında hayallerime üflüyor bir yerde.ah ne güzel de vejetaryen olacaktım derken oradan uzaklaşıyoruz.günün gerisi klasik eve dönüş falan filan ve aklımdaysa bugünkü sınavım.

Daha sonrasında bizi çok güzel bir şey bekliyor aslında.yeniyıl ve ondan da önemlisi kuzenimin doğum günü,Emoş’un.her yazımda arka planda o var fark etmişsinizdir tıpkı bu yazıdaki gibi.çünkü o hayatımda hep var ve her şeyi beraber yaşıyoruz.hem beraber yaşadığım hem de hayatımın ilk 20 yılını beraber geçirdiğim kuzişim biraz kartlaştı,21 yaşında olacak.ilk kırışığını beraber fark etmek ve o yaşta bile seni botoks için acile kaldırmak kadar salak olabilmek dileğiyle tatlı kuzenim,nice 21 yaşlara.
                                                
                                                   ÖNCESİ:

                                                     SONRASI:


Hiç yorum yok: