9 Eylül 2014 Salı

MUTLU SONBAHARLAR!

Günaydın 9 Eylül Salı,
Anlamsız ve gereksiz bir gün olduğunun hepimiz farkındayız ama ben bu günü hatırlamam gerektiğini düşünüyorum. Burnum tıkalı, çünkü Ankara’dayım. İnternet gidip gidip geliyor, üstümde “Mom Jean” diye adlandırılmış 80’ler cinsi bol bir kot var ve daha demin eşofmanlı bir teyzeden kahvemi tutmasını rica ederek bütün yol boyunca benimle konuşmasına sebep olacak zeytin dalını uzatmış bulunmaktayım.(eşofmanlı teyze: her an yardımcı olmaya hazır ne nazır, yolculuk için bütün ekipmanlarını -börek, meyve, ıslak mendil vs. – o sinsi deri çantasının içerisinde diğer yolculara ikram etmek üzere saklayan, kompleks bir oluşumdur. Her türlü kavga ve koltuk yatırma davasının elebaşıdır. Tüm muavin ve şoförlerin korkulu rüyasıdır.)
Diyorum ki şöyle iki gün evde boş boş oturayım, “Allah boş oturanı sevmez!” felsefesiyle mi yaratıldım nedir, bir türlü duramıyorum. Microsoft stajım bittikten sonra çok boş kalırım sanmıştım. Çünkü 3 ay boyunca bekle bekle içimi şişiren, Türkiye’ye geleceğine yanlışlıkla Kore’ye gittiğini düşündüğüm Erasmus kabul mektubum asla bana ulaşmayacaktı, bunu anlamıştım. İşte o an, ta ki ümitlerimin “aman neyse gitmem de okulum uzamaz, iyi bari.” raddesinde köreldiği 1 Eylül sabahında pat diye kabul mektubum geliverdi. Tabi ben de gitmeyeceğim diye ne bir belge ne bir şey hazırlamışım, arıyorum Konsolosluğu bana randevu versinler diye ama felaket rahatım, “3 ay sonraya randevu vermişler kıza yaaa!” hikayelerine güveniyorum çünkü. Sanıyorum ki Kasım’a bana ancak randevu verirler de ben de gidemem… Vermesinler mi 4 Eylül’e benim randevuyu! Ailecek seferberlik ilan edildi o anda. Zaten babamla telefonda “Kızım kalacak yer ayarladın mı? -Yok. Uçak biletini ne zamana alacağız? -Bilmiyorum. “ döngüsüyle saat başı kavga ediyoruz. Annem notere koşuyor, ben Belediye’de nüfus kayıt örneği peşinde ağlayacak kadar sıra bekliyorum. Zavallı kuzenim de benim peşimde, ben ağlarken iş hallediyor. Tam 2 günde, milletin 1 ayda topladığı belgeleri topluyoruz.
 Sinir stres hat safhada, 4 Eylül sabah 9’daki randevuma panikten saat 7’de gidiyorum. Belgelerimi yarım saat içerisinde teslim ediyorum ve görüştüğüm kadın sanki 5 dakika sonra beni içeri çağıracakmış edasıyla elime bir kağıt tutuşturuyor ve “sen dışarıda bekle, ben seni çağıracağım” diyor. Bekle Allah bekle, tam 6 saat bekliyorum diğer Erasmus’a gidecek, eline kağıt tutuşturulmuş ve bekle denilmiş 8-9 öğrenciyle birlikte. Kimisi bankta uyuyor, kimisi yandaki ticari vizesi için gelenlerle(bildiğimiz amelelerle) muhabbet ediyor. Bir ara “Almanya elini Türkiye’den çek!” sloganlarıyla konsolosluk kapısında eylem bile oluyor, biz hala içeride herkese ben seni çağıracağım diyen kadın yüzünden bekliyoruz.6 saati tamamlamaya birkaç dakika kala çoğu öğrenciyi de diğer vize başvurusu yapan insanlar gibi teker teker çağırıp gidebilirsin diyorlar. Peki ya ben… Ben hala armut gibi bekliyorum orada. Artık sabahki vardiya gitmiş, öğlen yenileri gelmiş, ben yer edinmişim, bilir kişi olmuşum, bütün memurlar beni tanıyor. Resmen bir ağırlığım, bir saygınlığım olmuş artık orada. Biraz daha beklersem memur maaşı bağlayacaklar neredeyse… Dayanamadım bağırdım ortalıkta “benim belgelerim kayboldu herhalde ben sabahtan beri bekliyorum bu nedir ya hayret bir şey” diye. Baktılar ki bu kız çirkinlik çıkaracak ulu orta yerde, hemen adımı alıp içeriye sordular.(Bazı işler çirkefleşmeden hallolmuyor.)İçerideki kadın da bağırmasın mı “Aaayyy o da gitsiiiiin. Haftaya evine gidecek onun vizesi…” diye. Böyle bir tansiyonum çıktı, ateş bastı, kalp atışım hızlandı, bir fenalaştım… Söylesene şunu 6 saat önce be kadın! Bir an için konsolosluğun kapılarını tekmeleyesim, duvarlara zarar veresim geldi ama yapmadım. Hanımefendi bir şekilde “lanet olsun yapacağınız işe.” dedim ve konsolosluktan sanki tahliye edilmişimcesine büyük bir rahatlamayla çıktım.
Neyse vize işini de bu şekilde gözün aydın diyen güvenliği “gözüm aydın falan değil, neredeyse gitmekten vazgeçiyordum!” diye tersleyerek hallettim. Aslında tam da şu sıralarda evde oturup, Almanya’ya gideceğim güne kadar “uçak bileti de aldık ama ya vize yetişmezse!” stresi çekmem gerekiyor ama Ayça durur mu, Microsoft için düştüm yine yollara. İnsanın sevdiği bir şeyle uğraşması da sıkıntıymış meğer, yerimde duramıyorum! Annem, babam benimle dalga geçiyor “aaay ay ay iş kadını mı olmuş, hadi git gez de biraz kafanı dağıt bari!” diye…Tabii aileden bu kadar inanç ve destek arkamda olunca(!) bir bakıyorum mola yerine bir saat kalmış.
Evet biliyorum çok önemli bir Salı değil, çok farklı bir sabah da değil ama farklı sabahları anlatabilmem için iyi bir zaman.

Koşturması bana kalıyor, bari mutlu sonbaharları da size kalsın!
Sevgiler.

Not: İlk oyunum “Bunny And The Others”  Windows Store’da!Merak edenler, buglarını bulup dalga geçmek isteyenler ve ben daha iyisini zaten yaptım, pişman değilim bir daha olsa bir daha yaparım diyenler için:


Hiç yorum yok: