Günaydın 9 Eylül Salı,
Anlamsız ve gereksiz bir gün olduğunun hepimiz farkındayız
ama ben bu günü hatırlamam gerektiğini düşünüyorum. Burnum tıkalı, çünkü
Ankara’dayım. İnternet gidip gidip geliyor, üstümde “Mom Jean” diye
adlandırılmış 80’ler cinsi bol bir kot var ve daha demin eşofmanlı bir teyzeden
kahvemi tutmasını rica ederek bütün yol boyunca benimle konuşmasına sebep olacak
zeytin dalını uzatmış bulunmaktayım.(eşofmanlı teyze: her an yardımcı olmaya
hazır ne nazır, yolculuk için bütün ekipmanlarını -börek, meyve, ıslak mendil
vs. – o sinsi deri çantasının içerisinde diğer yolculara ikram etmek üzere saklayan,
kompleks bir oluşumdur. Her türlü kavga ve koltuk yatırma davasının elebaşıdır.
Tüm muavin ve şoförlerin korkulu rüyasıdır.)
Diyorum ki şöyle iki gün evde boş boş oturayım, “Allah boş
oturanı sevmez!” felsefesiyle mi yaratıldım nedir, bir türlü duramıyorum. Microsoft
stajım bittikten sonra çok boş kalırım sanmıştım. Çünkü 3 ay boyunca bekle
bekle içimi şişiren, Türkiye’ye geleceğine yanlışlıkla Kore’ye gittiğini
düşündüğüm Erasmus kabul mektubum asla bana ulaşmayacaktı, bunu anlamıştım. İşte o an,
ta ki ümitlerimin “aman neyse gitmem de okulum uzamaz, iyi bari.” raddesinde köreldiği 1 Eylül sabahında pat diye kabul
mektubum geliverdi. Tabi ben de gitmeyeceğim diye ne bir belge ne bir şey hazırlamışım, arıyorum Konsolosluğu bana randevu versinler diye ama felaket rahatım, “3 ay
sonraya randevu vermişler kıza yaaa!” hikayelerine güveniyorum çünkü. Sanıyorum
ki Kasım’a bana ancak randevu verirler de ben de gidemem… Vermesinler mi 4
Eylül’e benim randevuyu! Ailecek seferberlik ilan edildi o anda. Zaten babamla
telefonda “Kızım kalacak yer ayarladın mı? -Yok. Uçak biletini ne zamana
alacağız? -Bilmiyorum. “ döngüsüyle saat başı kavga ediyoruz. Annem notere koşuyor,
ben Belediye’de nüfus kayıt örneği peşinde ağlayacak kadar sıra bekliyorum. Zavallı
kuzenim de benim peşimde, ben ağlarken iş hallediyor. Tam 2 günde, milletin 1
ayda topladığı belgeleri topluyoruz.
Neyse vize işini de bu şekilde gözün aydın diyen güvenliği “gözüm
aydın falan değil, neredeyse gitmekten vazgeçiyordum!” diye tersleyerek
hallettim. Aslında tam da şu sıralarda evde oturup, Almanya’ya gideceğim güne
kadar “uçak bileti de aldık ama ya vize yetişmezse!” stresi çekmem gerekiyor ama
Ayça durur mu, Microsoft için düştüm yine yollara. İnsanın sevdiği bir şeyle
uğraşması da sıkıntıymış meğer, yerimde duramıyorum! Annem, babam benimle dalga
geçiyor “aaay ay ay iş kadını mı olmuş, hadi git gez de biraz kafanı dağıt
bari!” diye…Tabii aileden bu kadar inanç ve destek arkamda olunca(!) bir
bakıyorum mola yerine bir saat kalmış.
Evet biliyorum çok önemli bir Salı değil, çok farklı bir
sabah da değil ama farklı sabahları anlatabilmem için iyi bir zaman.
Koşturması bana kalıyor, bari mutlu sonbaharları da size kalsın!
Sevgiler.
Koşturması bana kalıyor, bari mutlu sonbaharları da size kalsın!
Sevgiler.
Not: İlk oyunum “Bunny And The Others” Windows Store’da!Merak edenler, buglarını
bulup dalga geçmek isteyenler ve ben daha iyisini zaten yaptım, pişman değilim
bir daha olsa bir daha yaparım diyenler için:

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder