Benimle konuşmaya başladı.yarım yamalak dinliyor ya da
dinlemiyordum.sanırım arkadaşından bahsediyordu.”annesi,ablası,bütün ailesi hep
uzun,manken gibi..” dedi.sonra durdu.”bizden de anca futbol takımı çıkar!”.bi
an karın boşluğumda bir yanma hissettim,acaba Allah bizim aileyi kahır mı
etmişti?ya da hobbitler eskiden gerçekten vardı da biz onların soyundan mı
geliyorduk?neden beş cici teyze ve birkaç güzel kuzenden bir avuç futbol takımı
oluyorduk?ve niçin bunu bir de hayal dünyamda genişletip arkada 5 teyze ayakta,
önde 5 kuzen diz çökmüş bir kare tasarlıyordum?neden o karede güzel sarışın
kuzenimin saçları maşalıyken benim ellerimde kaleci eldiveni vardı?bunların
hepsi ananemin başının altından mı çıkıyordu?yoksa bilinç altım mıydı?neyse ki
flaş patladı ve ben uyandım.
Bazen “kınama” konusunda lanetli olduğumu düşünüyorum.çoğu
zaman kınadığım,eleştirdiğim insanların yaptıklarını fark etmeden yaptığımı fark
ettim.bu farkındalık meselesinin ne kadar girdap bir konu olduğuna bile
girmeyeceğim ki,okula yetişebileyim.çok şeyi eleştiriyorum,birçok şeyi.ee haliyle
insan o kadar çok şeyi eleştirince ister istemez birkaçını yapmak durumunda
kalıyor canım,ne yapalım.mesela kuzenimle,boyu kısa insanlarla dalga
geçtiğimizi fark ettim geçen gün…çok ironik,çok trajik,çok iç parçalayıcı ki
farkında değildik ama bir futbol takımı örneğine sığacak kadardık aslında biz
de.ne yapsaydık,eleştirmese miydik?zaten bence kelin merhemi olsa kendi başına
da sürmezdi.satardı.para kazanırdı!o işler öyle değil..(ASLINDA O İŞLER ÖYLE)geçen
gün kızın tekinin gözaltlarıyla dalga geçtim.”o ne öyle otçu,topçu,kokocu”
dedim.evet evet baya da böyle çirkinleştim.sonra bir an kendi gözaltı
morluklarımla yüzleştim.sınav dönemiydi,yaz tatiliydi fark etmiyordu.her daim “bu
kız bir şey bağımlısı ha,kesin!” dedirtecek gözaltlarına sahiptim.onların
doğalı mordu.yani bir patlıcan kadar doğaldım,haberim bile yoktu!işte bir kızın
evrimine şu noktada tanık oluyorduk ki:MAKYAJ DİYE BİRŞEY VARDI!..Benim evrimim
gözaltı kapatıcısını keşfettiğim andır dostlar.kınadığım nokta ise,daha
keşfedememiş olanlardır ve o noktada kendime eleştirmeyi hak görüyor idim.sümük
gibi gezmeye gerek yoktu,o sizi iyi hissettirirdi.sağa sola “kokocu” dedirtmezdi.
Konu burada çatallanıyor ki,bazı insanlar da çok hardal
sarısı…anlamadınız tabi,demek istediğim:sarı dozundaysa güzeldir.illa sarı
oldun ya da olacaksın diye “ben sarıyım!” diye bağırmana gerek yok ki.mesela
hardal bağırıyor,hardal dikkat çekmek istiyor,hardal ilgi seviyor.sen de bir
hardalsan eğer,o makyaj malzemelerini güzelleşmek için
kullanmıyorsun,güzelleşmek için yiyorsun demektir.ama olmuyor,olamıyor.içim
parçalanıyor fakat bu bir gerçek ki hardalın içinde de sirke var be canım.ah be
güzelim..
“Tabiki sana kendini iyi hissettirecek tek şey makyaj değil(aslında
çoğunlukla öyle).mesela dinlediğin müzik de seni mutlu eder(o kadar da etmez).o
da seni heyecanlandırır,içine hayat sevinci doldurur(doldurmaz).çirkin olsan da
olur,yeter ki yaşamayı bil(aslında çok acınacak durumdasın).” Bu okuduğunuz
benim kendime arada bir yaptığım psikolojik baskıdır.iç ve dış hatlarımın
karışmasıdır,hatta kavgasıdır.ama bir şey var ki,o da “Tape Five”:bana
çoğunlukla iyi hissettirir.(çirkinsen bile).onları dinleyin.dinlemeyi
öğrenin.çünkü eski caz kadar tatlı ama yeni hali kadar alımlılar.şimdi makyaj
yapmam lazım.buyrun bakalım:
TAPE FİVE-FAR FAR AWAY in Paris 1972
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder