20 Kasım 2012 Salı

HARDAL MISINIZ?


Benimle konuşmaya başladı.yarım yamalak dinliyor ya da dinlemiyordum.sanırım arkadaşından bahsediyordu.”annesi,ablası,bütün ailesi hep uzun,manken gibi..” dedi.sonra durdu.”bizden de anca futbol takımı çıkar!”.bi an karın boşluğumda bir yanma hissettim,acaba Allah bizim aileyi kahır mı etmişti?ya da hobbitler eskiden gerçekten vardı da biz onların soyundan mı geliyorduk?neden beş cici teyze ve birkaç güzel kuzenden bir avuç futbol takımı oluyorduk?ve niçin bunu bir de hayal dünyamda genişletip arkada 5 teyze ayakta, önde 5 kuzen diz çökmüş bir kare tasarlıyordum?neden o karede güzel sarışın kuzenimin saçları maşalıyken benim ellerimde kaleci eldiveni vardı?bunların hepsi ananemin başının altından mı çıkıyordu?yoksa bilinç altım mıydı?neyse ki flaş patladı ve ben uyandım.
Bazen “kınama” konusunda lanetli olduğumu düşünüyorum.çoğu zaman kınadığım,eleştirdiğim insanların yaptıklarını fark etmeden yaptığımı fark ettim.bu farkındalık meselesinin ne kadar girdap bir konu olduğuna bile girmeyeceğim ki,okula yetişebileyim.çok şeyi eleştiriyorum,birçok şeyi.ee haliyle insan o kadar çok şeyi eleştirince ister istemez birkaçını yapmak durumunda kalıyor canım,ne yapalım.mesela kuzenimle,boyu kısa insanlarla dalga geçtiğimizi fark ettim geçen gün…çok ironik,çok trajik,çok iç parçalayıcı ki farkında değildik ama bir futbol takımı örneğine sığacak kadardık aslında biz de.ne yapsaydık,eleştirmese miydik?zaten bence kelin merhemi olsa kendi başına da sürmezdi.satardı.para kazanırdı!o işler öyle değil..(ASLINDA O İŞLER ÖYLE)geçen gün kızın tekinin gözaltlarıyla dalga geçtim.”o ne öyle otçu,topçu,kokocu” dedim.evet evet baya da böyle çirkinleştim.sonra bir an kendi gözaltı morluklarımla yüzleştim.sınav dönemiydi,yaz tatiliydi fark etmiyordu.her daim “bu kız bir şey bağımlısı ha,kesin!” dedirtecek gözaltlarına sahiptim.onların doğalı mordu.yani bir patlıcan kadar doğaldım,haberim bile yoktu!işte bir kızın evrimine şu noktada tanık oluyorduk ki:MAKYAJ DİYE BİRŞEY VARDI!..Benim evrimim gözaltı kapatıcısını keşfettiğim andır dostlar.kınadığım nokta ise,daha keşfedememiş olanlardır ve o noktada kendime eleştirmeyi hak görüyor idim.sümük gibi gezmeye gerek yoktu,o sizi iyi hissettirirdi.sağa sola “kokocu” dedirtmezdi.
Konu burada çatallanıyor ki,bazı insanlar da çok hardal sarısı…anlamadınız tabi,demek istediğim:sarı dozundaysa güzeldir.illa sarı oldun ya da olacaksın diye “ben sarıyım!” diye bağırmana gerek yok ki.mesela hardal bağırıyor,hardal dikkat çekmek istiyor,hardal ilgi seviyor.sen de bir hardalsan eğer,o makyaj malzemelerini güzelleşmek için kullanmıyorsun,güzelleşmek için yiyorsun demektir.ama olmuyor,olamıyor.içim parçalanıyor fakat bu bir gerçek ki hardalın içinde de sirke var be canım.ah be güzelim..
“Tabiki sana kendini iyi hissettirecek tek şey makyaj değil(aslında çoğunlukla öyle).mesela dinlediğin müzik de seni mutlu eder(o kadar da etmez).o da seni heyecanlandırır,içine hayat sevinci doldurur(doldurmaz).çirkin olsan da olur,yeter ki yaşamayı bil(aslında çok acınacak durumdasın).” Bu okuduğunuz benim kendime arada bir yaptığım psikolojik baskıdır.iç ve dış hatlarımın karışmasıdır,hatta kavgasıdır.ama bir şey var ki,o da “Tape Five”:bana çoğunlukla iyi hissettirir.(çirkinsen bile).onları dinleyin.dinlemeyi öğrenin.çünkü eski caz kadar tatlı ama yeni hali kadar alımlılar.şimdi makyaj yapmam lazım.buyrun bakalım:
                                         
                                    TAPE FİVE-FAR FAR AWAY in Paris 1972


Hiç yorum yok: