23 Kasım 2012 Cuma

BURADAN YAKINIZ


 Kocaman bir kucaklaşmayla içeri girdim.Annem daha nasılsın demeden bildirim gelmişçesine kızarmış burnumu görüp,bu kadar vurdumduymazca hasta olduğum için beni kınadı.Kocaman kızdım tabi,artık kendime bakabilmem gerekliydi ama ben yeni nesil bir Selçuk Yöntem'mişçesine hiç aldırmadan yaşamaya devam ediyordum.Bana kalırsa en azından ses tonum sayesinde söylediklerim sanki daha ciddiye alınmaya başlanmıştı.(BANA KALMADI) Hatta halimden memnun bile sayılabilirdim eğer halim olsaydı..Neyse ki Ankara'nın lanetli kuru havası beni 3 gün içinde toparlayacaktı..
Ben odama girdim ve bir aydınlanma oldu.Annemin ışığı yakmasıyla bir bağlantısı olabilir tabi inkar etmiyorum fakat bahsettiğim,anılarımdı.Heryerde ve buram buramlardı.neyse ki burnum tıkalıydı ve ben koku alamıyordum.artik bir avuç doktor,bir kaşık mimar,belki biraz fizyoterapist ve göz kararı da biraz mühendistik.ama nasıl olacaktı?olabilitesi neydi bu sıraların üzerinde şarkı söyleyen veletlerin bu hale gelebilmelerinin?.kim salıyordu bunları toplum içine?kim bu kadar şuursuz olabiliyordu ki pet şişeyle küçük çaplı konser veren Ayça mühendis olsun ?daha da ileri gidiyor,bilincini kaybediyordu insanlar ve arkadaki moldovyalı temizlikçi görünümlü dansçıyı doktor olacak diye bekliyorlardı.çok mu ileri gidiyorlardı?yoo,asla.bekle görsün,bas çıksın,çevir oynasın insanlardık.yani diyeceğim o ki,sana kalmadı bu dünyanın çırası ,haydi yürü de abiler endamını görsün.(tam manasıyla bir özet cümlesi)
Kafaları yedim,köpekler gibi uğraştım ama anlayamadım.nasıl unuturdum bunları?hayat cidden bu kadar yoğun muydu?İstanbul bizi yürütmüyor da adeta koşturuyor muydu?anılar bitecek,fikirler tükenecek ,yani ben bir yere kadar mi yazacaktım?hiç de öyle olduğunu sanmıyorum.fikirler tükenmezdi ki,sadece unutulurdu.mesela ben,çok güzel unuturum,çok kolay unuturum."oh mis gibi hafıza" dedikleri tam da benimkidir aslında.yemek yer unutur aldığı kalorinin derdini çekmez,sevgiliden ayrılır unutur aşk acısı çekmez,annesini aramayı unutur ama asıl annesi onu hiç çekmez..
 bir anda hatırladığım bi milyon şeyin beynime verdiği darbenin akıbetiyle fikrim geliyor ve tutamıyorum: unutmamam gereken herşey parmak kaldırsın!Aldığım kalori yüzüme vurulsun,annem telefonu suratıma kapatsın ve rezil vidyolar facebookta paylaşılsın,insanlar rencide edilsin.Bunlar yapılsın ki ben hatırlayayım.

       BÖYLE DEĞİL:                                                        BÖYLE:

Eğer var olduğunu göstermek istiyorsan,parmak kaldır!sönük olma,bilmesen de söyle,anlamasan da dinle,alarm kur hatırla ve en önemlisi de hatırlat.çünkü ben mis gibi bir hafızaya sahibim :içeride rüzgarlar esiyor,atlar koşturuluyor,uzun mesafe koşusu yapılıyor..ve parmak kaldırması gerekenler kendini biliyor.he eğer yok olayım  ben diyorsan da,korkma ben zaten hatırlamıyorumdur  ,hatırlatamıyorumdur ,hafızaya atamıyorumdur ve neslin tükeniyordur  dostum.oluyorsundur tam da bir,sıfıra sıfır elde var sıfır...
   Son bir olabilite paylaşıp artık Ankara'nın yokuşları konulu yazımı bitiriyorum:
Bir rivayete göre de küçükken Grup Vitamin'in şarkılarını çok dinlememden kaynaklı hala daha hepsini ezbere bilmemden mütevellit hafızamda boş yer kalmaması sonucu hiçbir şey hatırlayamamamdır.belki doğru, belki yanlış..o zaman en iyisi siz,
Buyrun buradan yakın:

                            

Hiç yorum yok: