Geçenlerde yine sağlıklı yaşamakla kafayı yediğim
dönemlerden birinde çok büyük bir laf ettim:KAHVESİZ DE YAŞARIM dedim.İşte tam
o anda kahve tanrısı Erebus tarafından lanetlenmiş olacağım ki sen misin bunu
diyen ağzıma yüzüme çarptı bütün hafta...Kahvesiz geçirmeye çalıştığım o
zavallı, hedefsiz, sevimsiz, bir karbondioksit tanesi kadar olsa da olur olmasa
da olur günler geçmek bilmedi, ama en azından iki dakika önce koskoca
karanlığın temsilcisi Tanrı Erebus’u kahve temsilciliğine atamamla bir başka değer
daha kazandı.
Şöyle bir özet geçersek,
Öncelikle sabah 8.30 derslerine(evet tekrar ediyorum bütün sabah
8.30 derslerine) uyanamamla başladı gelişigüzel hafta.Zaten 7de hava karanlık
oluyor, ben o sıcacık yataktan nasıl çıkayım da saatte 5 kelime hızla ders
anlatan, ses frekansı hiç değişmeyen hocanın dersine gideyim.Neden gideyim?İşte
bu noktada ortaya çıkan kahve, bir araç değil de koskoca bir amaç oluveriyor
adeta.Eğer hayatınızda kahve yoksa uyumaya devam etmeniz an meselesi…Hatta
bakınız elinizde telefonunuz, alarmınızı 15 dakika sonraya ertelemeye
çalışırken, uyanınca “ayy resmen bayılmışım!” diye anlatacağınızdan ve vicdan
azabı çekeceğinizden de gayet eminken: işte uyumuşsunuz bile.
İki!Kahve yerine içtiğim abuk sabuk limon, nane, zerdane, merdane, kestane, her derde şahane bitki çayları beni benden aldı.Ancak bir antidepresanın bu kadar gevşetebileceği bu ot suları ömrüme kattığı ömrün hıncını, yaşama sevincimi kurutarak hatta ve hatta bana baygınlık etkisi yaratarak çıkardı.Koca bir hafta sonunda bir de baktım ki doğal ekosisteminde günde 10 saat uyuyan bir canlı türüne dönüşüvermişim.
Üç!Geri getiremediğim yaşam enerjime sinir olup çevremdekilere de bunu aşılamak istedim.Kahvenin, ağzından fışkırana kadar selülit yaptığını, orijinal eroinman gözaltı morluklarına ve erken yaşta babanneleri kadar kırışığa sahip olabileceklerini “çok şanslısıııın!” gibi sinsi gülüşlerle anlattım.Metabolizmanız çökecek, ZARARLI, ZARARLI diye heryerde, herkese bağırdım.”kahveyi bırakmayı hiç düşünmemiştim buna hiç gerek duymuyorum.” Diyenleri erken öleceklerine ikna edene kadar başlarında zebani gibi konuştum, çirkefleştim, o lanet bitki çaylarını içsinler de benim kadar sıkılsınlar diye binbir takla attım.
Sonuç: gidemediğim derslerime, yapmadığım projelerime, saygı
duyduğum tek bitki çayı olan yeşil çaya ve kahveyi ne kadar gerekli
bulduklarını anlatan onca insana yaptığım sevimsiz, münasebetsiz yaşlı teyze
konuşmalarına itafen sağlığıma dönüp baktım, mutfağa gidip kahvemi yaptım.
Hayatımdan bir insanı çıkarmak kadar zorlandığım şu süreç bana çok önemli bir şey gösterdi: kahve benim dedikodu yapan kız arkadaşım, boş zamanlarında tornavidayla bilgisayarının kasasını açan yan komşum, düğünümde oynayan kayınçom olmuş!İşte bu yüzden kahve içmek için bir insana ihtiyaç yokmuş.Çünkü o, hayatında bir insan kadar yer kaplayabiliyormuş.
Hayatımdan bir insanı çıkarmak kadar zorlandığım şu süreç bana çok önemli bir şey gösterdi: kahve benim dedikodu yapan kız arkadaşım, boş zamanlarında tornavidayla bilgisayarının kasasını açan yan komşum, düğünümde oynayan kayınçom olmuş!İşte bu yüzden kahve içmek için bir insana ihtiyaç yokmuş.Çünkü o, hayatında bir insan kadar yer kaplayabiliyormuş.
Kahve kadar yokluğunu hissettirecek insanların yeniyılda da
yanında olması ve duygusallıktan ölmemen dileğiyle!
End of the happy ever after story.



































