3 Kasım 2013 Pazar

Bak şimdi,


Dışarda kar yağıyor.Ellerini ısıtmak için yapıştığın kahve bardağın ve kapkalın, yumuşacık yün hırkan sana uykuyu hatırlatıyor ve sen kıpkırmızı olmuş burnunla dışarıyı izliyorsun.Bir saat erken uyanmanın mutluluğunu ve halsizliğini aynı anda yaşıyorsun.Biraz da boğazın acıyor.
“Keşke kahve yerine çay içseydim” diye geçiyor aklından, o sabah bunun sana daha iyi geleceğini düşünüyorsun.Her zaman soğuk havanın insanı rahatlattığına, çayla birlikte terapi halini aldığına inanıyor E. .Senin de aklından bu geçiyor tam da ve seni de inandırdığını farkedip şaşırıyorsun.Terapiye ve ellerini ısıtmaya katkısı olmayan kahveni bitirip yerdeki mindere oturuyorsun.Sırtını kalorifere yaslamak hoşuna gidiyor.
“Keşke bugün hiç dışarı çıkmasam, defalarca aynı şarkıyı dinleyip bomboş günün tadını çıkarsam” diyorsun takvimdeki salıya dikkatlice bakarak.Salıları sevmeyen K.  Geliyor aklına.
“Keşke salıları sevsen K. “ diyorsun gözlerini kapatıp.Ve K. nin bir an için yanında olmasını diliyorsun.Onu çok özlediğini farkedip kaloriferden yanan kafanı ovuşturuyorsun.Bir ara görüşmeliyim diye geçiyor aklından,” bu kadar özlememeliyim bir dahaki sefere” diyorsun.
 Saat 8 olmuş bile, o günü yumuşak bir kazak ve rahat kotla geçiştirmek istiyorsun.5 dakikada hazırlanıyorsun.Kışın sıcak ve rahat kıyafetler seni mutlu etmeye yetiyor ne de olsa.
 Keşke bu sabah kahvaltı edebileceğim birileri olsa diyorsun, ama biliyorsun yalnız yaşıyorsun.Canın da çok bir şey yemek istemiyor zaten.Beyaz mutfak masasının üzerinde duran dünden kalma kurabiyelerden 2 tane atıyorsun ağzına.Çantanın salonda olduğunu hatırlıyorsun.Koltuğun ucundaki kırmızı battaniye ilişiyor gözüne çantanı karıştırırken,
“Keşke battaniyenin altından hiç çıkmam gerekmese, onlarca filmi arka arkaya   hiç sıkılmadan izlerdim” diyorsun.Aptal tebessümün de bunu gerçekten yapamayacağının kanıtı.Kahverengi topuklu çizmelerini ayağına geçirmeye çalışırken biraz geç kaldığını farkediyorsun.Arabanın buz tutmuş camlarıyla uğraşmak gelmiyor içinden ve biraz da kar kokusu alabilmek için metroyla gitmeye karar veriyorsun.Anahtarını aramaya başlıyorsun ve bu seni her sabah deli ediyor.
“Keşke biraz daha düzenli olabilsem” diye söylenirken saatine bakıp hızlıca evden çıkıyorsun.Merdivenleri koşar adımlarla inmeye çalışıyorsun ama biliyorsun bu konuda pek de yetenekli olmadığını.Bir anda çizmenin topuğu kırılıyor, yere düşüyorsun.
Keşke bu ayakkabıyı giymeseydim,
Keşke bu kadar sakar olmasaydım,
Keşke güne böyle başlamasaydım,
Keşke evden hiç çıkmasaydım diye arka arkaya geçiyor aklından.Kırılmış topuğunu eline alıyorsun.Toparlanıp ayağa kalkmaya çalışırken kattaki bir kapı açılıyor.Onu daha önce hiç görmüşmüydüm acaba diye düşünürken, anlamsız bir ifadeyle onun yüzüne bakıyorsun.Yerde oturduğunun farkına bile varmıyorsun. İçten bir gülümsemeyle diyor ki,
 Günaydın.


Hiç yorum yok: