Bir süredir ilk defa
bu kadar kendime vakit ayırabiliyorum ve önemli bir şey olduğunun farkına
tekrar tekrar varıyorum.Aslında şuan yazdığım şeyin bir kod öbeği olması
gerekiyor ama ben Sevgili Ayça, %5’lik projesinden sıfır almak o kadar umruna
olmuyor ki Word’e tıklayıveriyorum.Bu seferkini yayınlamak için yazmıyorum
bilesiniz bu benim için.Ve başlıyorum…
Koca bir hafta ve
geçtiğimiz haftasonunu da içine katarsam bu süreçte beni tanıyacak bir
ebeveynden hokkalı bir kınama alırdım herhalde.Kızım sen hiç ders çalışmaz
mısın?Kızım sen okula gitmez misin?Ah başımıza gelenler bu kadar içilir
mi?Senin okula gitmemenle hava durumunun ne alakası var okulun dibinde
oturuyorsun, aman yoldan çıktı bu kız vs. vs. vs.Bunlar omurgası tam bir
daireyi tamamlamaya ramak kalmış, çenesi karnına değen, anatomisini tam olarak saptayamadığım
bir teyzenin aklından geçmiyor sadece, doğuştan sahip olduğum özel yeteneklerim
ve teyze bakış açım sayesinde benim de aklımdan geçiyor.
Cumartesiden
başlayacak olursak eğer, dışarı çıkmaya hasret kalmış 6 haftadır sınavlarla
cebelleşen lanet olası bir Ayça parçası olarak atıyorum kendimi bir cluba.Kendimle
birlikte pek kıdemli arkadaşlarımı da alıveriyorum yamacıma ki, ben sarhoş
olabileyim rahatça.Hop orada oyna hop burada oyna bitiveriyor cumartesi de.Pazar
oluyor, hani Ayça’nın haftaya sınavı yok ya ne yapsa ne yapsa düşünüyor
taşınıyor patlatıveriyor ev partisi bu sefer.Pazarı da bitiriyor
böylece.Pazartesi iki saatlik bir dersten çıkıp koşarak şarap gecesine gidiyor
bu sefer de, tutabilene aşkolsun.Led ekranda şömine ve peynirle başlayan şarap
gecesi çiğköfteyle bitiyor.Ağzımız burnumuz şaraptan simsiyah olmuş bir şekilde
fotoğraflarda dudağımız yarılmış gibi çıktığımızı anlayana kadar poz veriyoruz
ve geceyi kapatıyoruz böylece.Bu kadar hareketli üç günün ardından enerjisi
dibe vurmuş bir halde dönüyor zavallı Ayçacık evine.dönüyorum sonunda evime…
Ben evime dönüyorum, yılın ilk gördüğüm karı yağmaya başlıyor ve evden çıkmamaya ant içiyorum.İşte o günden beri evdeyim gerçekten.Salı günü X-men serisini baştan sona izliyorum(tabi bu 5 film ediyor)Oh be diyorum, bunu çok özlemişim.Evin içinde duvarı tırmıklayan Volverineler mi dersin, beyin gücüyle kaşığı ağzına götürmeye çalışan Ayçalar mı..(izletmeyeceksin bana bu kadarını aniden)Bi sürü çay içiyorum, kar hala yağıyor.Elimi camdan dışarı uzatıyorum, kara dokunabilmek için.O kadar uzun süre camda durmuş olacağım ki apartman girişindeki kafenin sahibi bana dik dik bakıyor.Kafamı sokuyorum hemen içeri.Bacaklarım kaloriferden sımsıcak, yüzüm kardan sopsoğuk olmuş.Dayıyorum kafamı bacaklarıma ve tostoparlak oluyorum kaloriferin dibinde.Salı gününü de böyle büyük aksiyonlar yaşamadan bitiriyorum.Gece o kadar çok gök gürlüyor, şimşek çakıyor ve kar yağıyor ki, korkudan yarım yamalak uyuyabiliyorum.
Çarşamba sabahına küçük dostum Frodo’yla kendimize yiyecek birşeyler hazırlayarak başlıyoruz ve ben kararlıyım, okula gideceğim.Bir rulo kağıt gibi giyiniyorum kat kat, nefes alamayacak şekilde şalı ağzıma boynuma doluyorum, terörle mücadele ekibinin dikkatini çekecek şüpheli şahıs kimliğine bürünebiliyorum böylece.Mecidiyeköy meydanında karşıdan karşıya geçebilmek için tam bir daire çiziyorum.Gerçekten de gelmeyeceğini bile bile, trafiğin o felç halini göre göre, büyük bir ümitle yarım saat otobüs bekliyorum.Neyse ki annem arıyor da, eve geri dönmem için beni ikna ediyor yoksa okula yürüyeceğimden korkuyor.Vay be, bunu neden düşünemedim ki diyorum içimden ve bir insan topluluğunu takip ederek, karşıdan karşıya geçmeye, eve dönmeye çalışıyorum.En öndeki adam yolun gölete dönmemiş kısımlarını bulup ilerliyor ve biz de onu takip ediyoruz.Tabi ben bu süreçte 3-4 kere baldırıma kadar suya batıp çıkıyorum.Karın üzerinde dengede kalarak, koşarak, atlayarak, zıplayarak ilerliyoruz.Bu bir yaşam mücadelesi!Burası survivor!
Neyse ki daha çok
gaza gelmeden eve dönebiliyorum ki binalara tırmanıp, yoldaki küçük göletlerden
yüzerek geçmeye çalışmayayım.Çok üşüdüğüm için tabi ki hemen giriyorum
battaniyenin altına.Parmaklarıma taktığım mandalinaları bir bir yiyerek akşama
kadar kitap okuyorum.Adeta bir buz kütlesine dönmüş kuzenim ve atkısı yüzünden
kimliği belirlenemeyen arkadaşım tutuklanmadan sıcak çikolatayla eve gelebiliyorlar.Açıyoruz
yine ‘ağlamalı duygusal film’ yazarak bulduğumuz bir filmi.Perişan oluyoruz,
helak oluyoruz duygusalımızdan.Film bitiyor, cama yapışıyoruz koca bir
aşkla.Kar yumruk kadar yağıyor çünkü.Hadi diyoruz.Hemen çıkıyoruz kardanadam
yapmaya.Büyük bir emekle ve sabırla baya da kocaman, dil çıkaran, apaçi bir
kardanadam yapıyoruz.Bu süreçte bakışlarını bizden eksik etmeyen camdaki
yöneticiye ve Kuş’a da teşekkürlerimizi iletiyoruz tabi ki.(aidatı en kısa
zamanda vereceğiz merak etmeyin!)Cici kardanadamımızın adını Roç koyup, bir
ton fotoğraf çekildikten sonra eve dönüyoruz.Sıcak çaylarımızı tam bitiremeden,
yeni açtığımız filmin tamamını izleyemeden, sızıyoruz battaniyenin altında.
Uyanıyorum perşembeye,
bakıyorum da yine okula gitmemişim.Ödev de yapmıyorum.Hava koşullarını kendime
en büyük bahane yapıveriyorum hemen.Bursa’ya gidiyoruz bir de güya bu akşam ama
geçtiğimiz 2 günün tüm ido seferleri iptal olmuş.Eğer bugünküler de iptal olursa
bir daha hiç evden çıkamamaktan korkuyorum.Hayatını kitap okuyup, gün boyu film
izleyerek devam ettiren, sürekli kahve içen ve Louis Armstrong dinleyen, sıkıldığında kardanadam
yapan, ödül olarak sıcak çikolata isteyen bir “kış yaşam formu” na dönüşüyorum
zalimce.
Dönüştüğüm bu evcil
yaşam formunu(yani beni) yan komşunun kedisine benzeten oluyor.İlk başta biraz
kırıcı oluyor tabi ama evet bence de sima olarak biraz andırıyorum.Eğer şartlar
böyle devam ederse Aralık ayını evde meditasyon yaparak ya da kapı önünde kar
oynayarak, sorumluluklarımdan bir haber bitireceğim gibi görünüyor.Ziyaretime beklerim
burası bir harika, kış bir harika, kar bir harika!
Oha, Roç’un kafasını
koparmışlar!Gideyim de kuzenim eve gelene kadar başka bir kardanadam yapayım.
Mutlu Kışlar.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder