12 Aralık 2013 Perşembe

Mutlu Kış Yaşam Formu

 Bir süredir ilk defa bu kadar kendime vakit ayırabiliyorum ve önemli bir şey olduğunun farkına tekrar tekrar varıyorum.Aslında şuan yazdığım şeyin bir kod öbeği olması gerekiyor ama ben Sevgili Ayça, %5’lik projesinden sıfır almak o kadar umruna olmuyor ki Word’e tıklayıveriyorum.Bu seferkini yayınlamak için yazmıyorum bilesiniz bu benim için.Ve başlıyorum…
 Koca bir hafta ve geçtiğimiz haftasonunu da içine katarsam bu süreçte beni tanıyacak bir ebeveynden hokkalı bir kınama alırdım herhalde.Kızım sen hiç ders çalışmaz mısın?Kızım sen okula gitmez misin?Ah başımıza gelenler bu kadar içilir mi?Senin okula gitmemenle hava durumunun ne alakası var okulun dibinde oturuyorsun, aman yoldan çıktı bu kız vs. vs. vs.Bunlar omurgası tam bir daireyi tamamlamaya ramak kalmış, çenesi karnına değen, anatomisini tam olarak saptayamadığım bir teyzenin aklından geçmiyor sadece, doğuştan sahip olduğum özel yeteneklerim ve teyze bakış açım sayesinde benim de aklımdan geçiyor.
 Cumartesiden başlayacak olursak eğer, dışarı çıkmaya hasret kalmış 6 haftadır sınavlarla cebelleşen lanet olası bir Ayça parçası olarak atıyorum kendimi bir cluba.Kendimle birlikte pek kıdemli arkadaşlarımı da alıveriyorum yamacıma ki, ben sarhoş olabileyim rahatça.Hop orada oyna hop burada oyna bitiveriyor cumartesi de.Pazar oluyor, hani Ayça’nın haftaya sınavı yok ya ne yapsa ne yapsa düşünüyor taşınıyor patlatıveriyor ev partisi bu sefer.Pazarı da bitiriyor böylece.Pazartesi iki saatlik bir dersten çıkıp koşarak şarap gecesine gidiyor bu sefer de, tutabilene aşkolsun.Led ekranda şömine ve peynirle başlayan şarap gecesi çiğköfteyle bitiyor.Ağzımız burnumuz şaraptan simsiyah olmuş bir şekilde fotoğraflarda dudağımız yarılmış gibi çıktığımızı anlayana kadar poz veriyoruz ve geceyi kapatıyoruz böylece.Bu kadar hareketli üç günün ardından enerjisi dibe vurmuş bir halde dönüyor zavallı Ayçacık evine.dönüyorum sonunda evime…

 Ben evime dönüyorum, yılın ilk gördüğüm karı yağmaya başlıyor ve evden çıkmamaya ant içiyorum.İşte o günden beri evdeyim gerçekten.Salı günü X-men serisini baştan sona izliyorum(tabi bu 5 film ediyor)Oh be diyorum, bunu çok özlemişim.Evin içinde duvarı tırmıklayan Volverineler mi dersin, beyin gücüyle kaşığı ağzına götürmeye çalışan Ayçalar mı..(izletmeyeceksin bana bu kadarını aniden)Bi sürü çay içiyorum, kar hala yağıyor.Elimi camdan dışarı uzatıyorum, kara dokunabilmek için.O kadar uzun süre camda durmuş olacağım ki apartman girişindeki kafenin sahibi bana dik dik bakıyor.Kafamı sokuyorum hemen içeri.Bacaklarım kaloriferden sımsıcak, yüzüm kardan sopsoğuk olmuş.Dayıyorum kafamı bacaklarıma ve tostoparlak oluyorum kaloriferin dibinde.Salı gününü de böyle büyük aksiyonlar yaşamadan bitiriyorum.Gece o kadar çok gök  gürlüyor, şimşek çakıyor ve kar yağıyor ki, korkudan yarım yamalak uyuyabiliyorum.
 Çarşamba sabahına küçük dostum Frodo’yla kendimize yiyecek birşeyler hazırlayarak başlıyoruz ve ben kararlıyım, okula gideceğim.Bir rulo kağıt gibi giyiniyorum kat kat, nefes alamayacak şekilde şalı ağzıma boynuma doluyorum, terörle mücadele ekibinin dikkatini çekecek şüpheli şahıs kimliğine bürünebiliyorum böylece.Mecidiyeköy meydanında karşıdan karşıya geçebilmek için tam bir daire çiziyorum.Gerçekten de gelmeyeceğini bile bile, trafiğin o felç halini göre göre, büyük bir ümitle yarım saat otobüs bekliyorum.Neyse ki annem arıyor da, eve geri dönmem için beni ikna ediyor yoksa okula yürüyeceğimden korkuyor.Vay be, bunu neden düşünemedim ki diyorum içimden ve bir insan topluluğunu takip ederek, karşıdan karşıya geçmeye, eve dönmeye çalışıyorum.En öndeki adam yolun gölete dönmemiş kısımlarını bulup ilerliyor ve biz de onu takip ediyoruz.Tabi ben bu süreçte 3-4 kere baldırıma kadar suya batıp çıkıyorum.Karın üzerinde dengede kalarak, koşarak, atlayarak, zıplayarak ilerliyoruz.Bu bir yaşam mücadelesi!Burası survivor!
 Neyse ki daha çok gaza gelmeden eve dönebiliyorum ki binalara tırmanıp, yoldaki küçük göletlerden yüzerek geçmeye çalışmayayım.Çok üşüdüğüm için tabi ki hemen giriyorum battaniyenin altına.Parmaklarıma taktığım mandalinaları bir bir yiyerek akşama kadar kitap okuyorum.Adeta bir buz kütlesine dönmüş kuzenim ve atkısı yüzünden kimliği belirlenemeyen arkadaşım tutuklanmadan sıcak çikolatayla eve gelebiliyorlar.Açıyoruz yine ‘ağlamalı duygusal film’ yazarak bulduğumuz bir filmi.Perişan oluyoruz, helak oluyoruz duygusalımızdan.Film bitiyor, cama yapışıyoruz koca bir aşkla.Kar yumruk kadar yağıyor çünkü.Hadi diyoruz.Hemen çıkıyoruz kardanadam yapmaya.Büyük bir emekle ve sabırla baya da kocaman, dil çıkaran, apaçi bir kardanadam yapıyoruz.Bu süreçte bakışlarını bizden eksik etmeyen camdaki yöneticiye ve Kuş’a da teşekkürlerimizi iletiyoruz tabi ki.(aidatı en kısa zamanda vereceğiz merak etmeyin!)Cici kardanadamımızın adını Roç koyup, bir ton fotoğraf çekildikten sonra eve dönüyoruz.Sıcak çaylarımızı tam bitiremeden, yeni açtığımız filmin tamamını izleyemeden, sızıyoruz battaniyenin altında.
 Uyanıyorum perşembeye, bakıyorum da yine okula gitmemişim.Ödev de yapmıyorum.Hava koşullarını kendime en büyük bahane yapıveriyorum hemen.Bursa’ya gidiyoruz bir de güya bu akşam ama geçtiğimiz 2 günün tüm ido seferleri iptal olmuş.Eğer bugünküler de iptal olursa bir daha hiç evden çıkamamaktan korkuyorum.Hayatını kitap okuyup, gün boyu film izleyerek devam ettiren, sürekli kahve içen  ve Louis Armstrong dinleyen, sıkıldığında kardanadam yapan, ödül olarak sıcak çikolata isteyen bir “kış yaşam formu” na dönüşüyorum zalimce.
 Dönüştüğüm bu evcil yaşam formunu(yani beni) yan komşunun kedisine benzeten oluyor.İlk başta biraz kırıcı oluyor tabi ama evet bence de sima olarak biraz andırıyorum.Eğer şartlar böyle devam ederse Aralık ayını evde meditasyon yaparak ya da kapı önünde kar oynayarak, sorumluluklarımdan bir haber bitireceğim gibi görünüyor.Ziyaretime beklerim burası bir harika, kış bir harika, kar bir harika!
 Oha, Roç’un kafasını koparmışlar!Gideyim de kuzenim eve gelene kadar başka bir kardanadam yapayım.

 Mutlu Kışlar.





Hiç yorum yok: