Resimlere bakarak hayatı hatırlayan insanların, resimlere
bakarak hayatı hatırlama dosyalarında bulunan zilyarlarca fotoğrafın herhangi
birinde sana “özlem” hissettiren objeler vardır.Bu objeler o zamanlarda, şuan
sen fotoğrafa bakarken, iç geçirirken, hey gidi günler, “kaç yaşına geldim”ler,
“işte bizim gençliğimiz de böyle geçip gitti”ler derken, belki umrunda bile
değildi.Neden gözlerin doluyor, “ah be!” diyorsun?Ne oldu şimdi?
Değerini bilmediğinden değil de, unuttuğundan: kaybettiğini
ve bu yüzden özlediğini sanıyorsun güzel çocuğum.
Bugünü de dün gibi hatırlayamadığın gün, sana bunları
hatırlatan herhangi bir terlik, ağaç, diş fırçası, göz kalemi, bir hava durumu
ya da en kötüsü bir koku ile karşılaştığın an beyninde atan şartel, şartelden
kaçan elektrik, ani elektrikle patlayan kontak,kontağın aleviyle tutuşan
suratın, suratının sıcaklığıyla kızaran gözlerin kendini tutamaz, dizi sıra
gelen bu emirlerin yetkisine dayanarak senin karşı koymaya çalışmana rağmen
akıtır gözyaşlarını ve sen köpekler gibi özlersin.
Belki seni o hale getiren
şey, kuzeninin ayılıp bayılarak aldığı güzelim elbisesiyle - sen onu kendi
kot pantolonunla yıkayıp masmavi yapmadan önce - çekildiği son masum fotoğraftır,
belki eski evindeki haşatı çıkmış, ev sahibinin (günahını bile vermeyeceğin) koltuğunda
sigara söndüren arkadaşının yine aynı körolasıca koltukta aptalca sırıtmış fotoğraftır,
ya da ne bileyim arkadaşına ödünç verdiğin, onunsa 90 derecede yıkayıp havlu
kalınlığında ve bir karış ebatında sana geri iade ettiği bordo kazağının o hale
gelmeden bir gün önceki fotoğraflanmış kanıtıdır.Bilemiyorum tabi, belki o kazağı
ilk o halde gördüğün an, yerlere yatıp saatlerce gülmüşsündür gözlerinden
yaşlar gelene kadar, yeni doğmuş yeğenine hediye etmeyi düşünmüşsündür ,
sonuç olarak yer bezi bile olamayacak
boyutta olduğunu anlayıp hatıra olarak saklamaya karar vermişsindir.Ama şuan
gözlerinden gelen yaşın, o zaman yer bezi olarak düşündüğün kazağa bakıp,
kendini sağa sola vurarak güldüğün için gözünden gelen yaşla aynı şey
olmadığını ikimiz de biliyoruz değil mi bilinci açık güzel çocuğum? (vaftiz
annen konuşuyor) *şimdi ve gelecekte kazaklarımı ödünç alacak arkadaşlarımın 30
derece ve renkli-renksiz ayrımı sağduyusuna sahip olmaları gerekmektedir!
Ah bunlar ne saçma örnekler diyebilirsin, daha iyi örnekleri
yüzüme vurup seninki de laf mı bakışınla beni rencide edebilir, bir daha asla
suratıma bakmayabilir bir de üzerine yarı soyulmuş ojelerimle dalga geçebilirsin(bunu
asla yapma!).Ama eğer kendi örneklerindeki insanları arayıp, mesaj atıp, en
kötü bir çaldırıp kapatamıyorsan, koptuysan, küstüysen, kavga ettiysen, onsuz
yaşayabilirim dediysen, kaybeden sensin dostum!Ben en azından kazağımı o hale
getiren arkadaşımla, elbisesini lanetlediğim kuzenimle, kokusunu hatırladığım 9
numaranın Kuş isimli kedisiyle beraber ağlıyorum.
Peki ya sen?
*Hayır Kuş’la beraber ağlamıyorum.Çünkü o, 5 insan bayıltabilecek, ani bir cinnetle kendini boğdurtabilecek koku gücüne sahip lanet olasıca bir kedi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder