30 Kasım 2012 Cuma
İçimdeki yaşama sevincine engel olamıyorum,iyisimi paylaşayım da azalsın.
Sadece bizim mi,yoksa sizin de günleriniz böyle mi geçiyor?
26 Kasım 2012 Pazartesi
"DÜNYA'NIN SUYU" YARIN AKŞAM KANALD'DE
Daha fazla üstünüze gelmek istemiyorum benim bile biraz içimde his kaybı,kayması veya hafiften bir burkulma oldu.ama olsun biz de Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bir ülkeyiz sonuçta..neyse hiç olmadı şimdi bu,ben iyisimi hayal dünyamı çürütmeyeyim de unicornlar var sanayım.umut kapısı bu belli mi olur,belki biz de boğazı uzun atlama yapıp Trumb Towers'a tutunuruz da tam düşecekken Antonio Banderas bizi helikopterle gelip alır...pardon ya uyuyakalmışım noldu?yakışıklı olan öldü mü?o öldüyse film benim için biter.gerisini göz ucuyla izlerim,burun kıvırırım,yakışıklıyı erken öldüren yönetmene küfreder,yakışıklının arkasındansa "gül gibi çocuktu" diye ağıt yakarım ve SON.ışıklar yanar,yerler ve üstüm başım mısır olmuş bir halde ben toparlanmaya çalışırken ,müzik eşliğinde filmin yazıları perdede akar.yakışıklının ölümüne ağlamaktan şişmiş gözlerimi insanlardan kaçırmaya çalışırken bir daha bu filmlere gitmeyeceğime yemin ederim.ama yine giderim,yine giderim.(olmadı televizyonda da veriyorlar zaten) kaçırmadan izleme şansını böylece çaba harcamadan elde ederim ve kendimi dünyanın en şanslı insanı hissederim.şimdi artık , herkesin kendine iyi bakma vakti geldi. İyi geceler tatlı şeyler.
24 Kasım 2012 Cumartesi
KAPA KAPA
Ah Ayça,of Ayça.o kadar dalga geçiyorsun da Gün geliyor eline düşüyorsun bu teyzelerin.İşte o gün,yataklara düşüp hasta olduğun gündür kardeş,yapmayacaktın..başına büyük iş aldın..akıllı olup kendine bakacaktın ama yoooooook düştün ya bi kere başlıyoruz işte:
2-vitamin al
5-onlar hasta olmadan önceydi direk antibiyotik
6-gargara yap
7-tuzlu su çek
8-hepsini geç burun spreyi
9-bal ye
10-lahana iç
11-yeme buharını çek
.ılık su iyidir
.sıcak duş al
. hava al
. evden çıkma
.uyu
.uyuma
.battaniye ört
.üstünü örtme
.atlet giy
.çorap giy
.saçını kurut
.çakralarını açtır
.kurşun döktür
.bardak çektir
.oku üflettir
.limon bal ye
.sarımsak soğan ye
.giy
.çıkar
.çalkala
.aç
.
.
.
.......derkeeeeeeeen.
Ben ne yaptım dersiniz dostlar?Hiç anlamamışım demek ki,kalktım alışverişe gittim...kıyafet dene,çıkar.o mağazaya gir,bu mağazadan çık,o tarafa yürü,şu poşeti taşı,görevliyle muhabbet et,soğuk su iç,terle,üşü,aç kapa tak takıştır yap yapıştır..hoooop!ben ordan bi medium serum alayım!çok yakıştı.World karta 3 taksit.30 tl hediye çeki.şifreyi giriniz,iyi günlerde kullanınız.
Ve Ayça hakeder teyze tavsiyelerini,kafa sallar,kafa sallar, evet der iyi geldi bal,iyi geldi tuzlu su, antibiyotik,çay çorba duş açık hava.. Kapa kapa,iyi geceler.
23 Kasım 2012 Cuma
BURADAN YAKINIZ
Kocaman bir kucaklaşmayla içeri girdim.Annem daha nasılsın demeden bildirim gelmişçesine kızarmış burnumu görüp,bu kadar vurdumduymazca hasta olduğum için beni kınadı.Kocaman kızdım tabi,artık kendime bakabilmem gerekliydi ama ben yeni nesil bir Selçuk Yöntem'mişçesine hiç aldırmadan yaşamaya devam ediyordum.Bana kalırsa en azından ses tonum sayesinde söylediklerim sanki daha ciddiye alınmaya başlanmıştı.(BANA KALMADI) Hatta halimden memnun bile sayılabilirdim eğer halim olsaydı..Neyse ki Ankara'nın lanetli kuru havası beni 3 gün içinde toparlayacaktı..
Ben odama girdim ve bir aydınlanma oldu.Annemin ışığı yakmasıyla bir bağlantısı olabilir tabi inkar etmiyorum fakat bahsettiğim,anılarımdı.Heryerde ve buram buramlardı.neyse ki burnum tıkalıydı ve ben koku alamıyordum.artik bir avuç doktor,bir kaşık mimar,belki biraz fizyoterapist ve göz kararı da biraz mühendistik.ama nasıl olacaktı?olabilitesi neydi bu sıraların üzerinde şarkı söyleyen veletlerin bu hale gelebilmelerinin?.kim salıyordu bunları toplum içine?kim bu kadar şuursuz olabiliyordu ki pet şişeyle küçük çaplı konser veren Ayça mühendis olsun ?daha da ileri gidiyor,bilincini kaybediyordu insanlar ve arkadaki moldovyalı temizlikçi görünümlü dansçıyı doktor olacak diye bekliyorlardı.çok mu ileri gidiyorlardı?yoo,asla.bekle görsün,bas çıksın,çevir oynasın insanlardık.yani diyeceğim o ki,sana kalmadı bu dünyanın çırası ,haydi yürü de abiler endamını görsün.(tam manasıyla bir özet cümlesi)
Kafaları yedim,köpekler gibi uğraştım ama anlayamadım.nasıl unuturdum bunları?hayat cidden bu kadar yoğun muydu?İstanbul bizi yürütmüyor da adeta koşturuyor muydu?anılar bitecek,fikirler tükenecek ,yani ben bir yere kadar mi yazacaktım?hiç de öyle olduğunu sanmıyorum.fikirler tükenmezdi ki,sadece unutulurdu.mesela ben,çok güzel unuturum,çok kolay unuturum."oh mis gibi hafıza" dedikleri tam da benimkidir aslında.yemek yer unutur aldığı kalorinin derdini çekmez,sevgiliden ayrılır unutur aşk acısı çekmez,annesini aramayı unutur ama asıl annesi onu hiç çekmez..
bir anda hatırladığım bi milyon şeyin beynime verdiği darbenin akıbetiyle fikrim geliyor ve tutamıyorum: unutmamam gereken herşey parmak kaldırsın!Aldığım kalori yüzüme vurulsun,annem telefonu suratıma kapatsın ve rezil vidyolar facebookta paylaşılsın,insanlar rencide edilsin.Bunlar yapılsın ki ben hatırlayayım.
BÖYLE DEĞİL: BÖYLE:
BÖYLE DEĞİL: BÖYLE:
Eğer var olduğunu göstermek istiyorsan,parmak kaldır!sönük olma,bilmesen de söyle,anlamasan da dinle,alarm kur hatırla ve en önemlisi de hatırlat.çünkü ben mis gibi bir hafızaya sahibim :içeride rüzgarlar esiyor,atlar koşturuluyor,uzun mesafe koşusu yapılıyor..ve parmak kaldırması gerekenler kendini biliyor.he eğer yok olayım ben diyorsan da,korkma ben zaten hatırlamıyorumdur ,hatırlatamıyorumdur ,hafızaya atamıyorumdur ve neslin tükeniyordur dostum.oluyorsundur tam da bir,sıfıra sıfır elde var sıfır...
Son bir olabilite paylaşıp artık Ankara'nın yokuşları konulu yazımı bitiriyorum:
Bir rivayete göre de küçükken Grup Vitamin'in şarkılarını çok dinlememden kaynaklı hala daha hepsini ezbere bilmemden mütevellit hafızamda boş yer kalmaması sonucu hiçbir şey hatırlayamamamdır.belki doğru, belki yanlış..o zaman en iyisi siz,
Buyrun buradan yakın:
20 Kasım 2012 Salı
HARDAL MISINIZ?
Benimle konuşmaya başladı.yarım yamalak dinliyor ya da
dinlemiyordum.sanırım arkadaşından bahsediyordu.”annesi,ablası,bütün ailesi hep
uzun,manken gibi..” dedi.sonra durdu.”bizden de anca futbol takımı çıkar!”.bi
an karın boşluğumda bir yanma hissettim,acaba Allah bizim aileyi kahır mı
etmişti?ya da hobbitler eskiden gerçekten vardı da biz onların soyundan mı
geliyorduk?neden beş cici teyze ve birkaç güzel kuzenden bir avuç futbol takımı
oluyorduk?ve niçin bunu bir de hayal dünyamda genişletip arkada 5 teyze ayakta,
önde 5 kuzen diz çökmüş bir kare tasarlıyordum?neden o karede güzel sarışın
kuzenimin saçları maşalıyken benim ellerimde kaleci eldiveni vardı?bunların
hepsi ananemin başının altından mı çıkıyordu?yoksa bilinç altım mıydı?neyse ki
flaş patladı ve ben uyandım.
Bazen “kınama” konusunda lanetli olduğumu düşünüyorum.çoğu
zaman kınadığım,eleştirdiğim insanların yaptıklarını fark etmeden yaptığımı fark
ettim.bu farkındalık meselesinin ne kadar girdap bir konu olduğuna bile
girmeyeceğim ki,okula yetişebileyim.çok şeyi eleştiriyorum,birçok şeyi.ee haliyle
insan o kadar çok şeyi eleştirince ister istemez birkaçını yapmak durumunda
kalıyor canım,ne yapalım.mesela kuzenimle,boyu kısa insanlarla dalga
geçtiğimizi fark ettim geçen gün…çok ironik,çok trajik,çok iç parçalayıcı ki
farkında değildik ama bir futbol takımı örneğine sığacak kadardık aslında biz
de.ne yapsaydık,eleştirmese miydik?zaten bence kelin merhemi olsa kendi başına
da sürmezdi.satardı.para kazanırdı!o işler öyle değil..(ASLINDA O İŞLER ÖYLE)geçen
gün kızın tekinin gözaltlarıyla dalga geçtim.”o ne öyle otçu,topçu,kokocu”
dedim.evet evet baya da böyle çirkinleştim.sonra bir an kendi gözaltı
morluklarımla yüzleştim.sınav dönemiydi,yaz tatiliydi fark etmiyordu.her daim “bu
kız bir şey bağımlısı ha,kesin!” dedirtecek gözaltlarına sahiptim.onların
doğalı mordu.yani bir patlıcan kadar doğaldım,haberim bile yoktu!işte bir kızın
evrimine şu noktada tanık oluyorduk ki:MAKYAJ DİYE BİRŞEY VARDI!..Benim evrimim
gözaltı kapatıcısını keşfettiğim andır dostlar.kınadığım nokta ise,daha
keşfedememiş olanlardır ve o noktada kendime eleştirmeyi hak görüyor idim.sümük
gibi gezmeye gerek yoktu,o sizi iyi hissettirirdi.sağa sola “kokocu” dedirtmezdi.
Konu burada çatallanıyor ki,bazı insanlar da çok hardal
sarısı…anlamadınız tabi,demek istediğim:sarı dozundaysa güzeldir.illa sarı
oldun ya da olacaksın diye “ben sarıyım!” diye bağırmana gerek yok ki.mesela
hardal bağırıyor,hardal dikkat çekmek istiyor,hardal ilgi seviyor.sen de bir
hardalsan eğer,o makyaj malzemelerini güzelleşmek için
kullanmıyorsun,güzelleşmek için yiyorsun demektir.ama olmuyor,olamıyor.içim
parçalanıyor fakat bu bir gerçek ki hardalın içinde de sirke var be canım.ah be
güzelim..
“Tabiki sana kendini iyi hissettirecek tek şey makyaj değil(aslında
çoğunlukla öyle).mesela dinlediğin müzik de seni mutlu eder(o kadar da etmez).o
da seni heyecanlandırır,içine hayat sevinci doldurur(doldurmaz).çirkin olsan da
olur,yeter ki yaşamayı bil(aslında çok acınacak durumdasın).” Bu okuduğunuz
benim kendime arada bir yaptığım psikolojik baskıdır.iç ve dış hatlarımın
karışmasıdır,hatta kavgasıdır.ama bir şey var ki,o da “Tape Five”:bana
çoğunlukla iyi hissettirir.(çirkinsen bile).onları dinleyin.dinlemeyi
öğrenin.çünkü eski caz kadar tatlı ama yeni hali kadar alımlılar.şimdi makyaj
yapmam lazım.buyrun bakalım:
TAPE FİVE-FAR FAR AWAY in Paris 1972
18 Kasım 2012 Pazar
AÇ BAK NELER OLACAK
Kafamı toplayamadığımda çoğunlukla birden fazla şey
düşünüyor olurum ve düşünmem gereken şeyi de düşünemem.bazen beynimizin hava
alması gerektiğini de düşündüğüm oluyor ama deneyecek cesareti bulabilmiş
değilim.genelde böyle durumlarda uzaktan insanları izlerim (ki bu benim
meditasyon yöntemlerimden biridir) kesinlikle kafamı mükemmel topluyor.mesela
bakıyorum olmaya çalıştığı şeyi anlıyorum,fakat olabilmiş mi?Google’dan bakalım
çünkü o her şeyi çok biliyor.oradan bakınca Google’a sinir oluyormuşum izlenimi
bırakıyorum farkındayım ama öğlen ne yediğimi Google’da aratacak
durumdayım.hafızam masalara meze olmuş durumdadır maalesef.TIKLA
Tam da şuan " BUNU " dinliyordum ki lütfen siz de dinleyiniz.ve hatta Teoman’ın
şarkıları kadar siktiredilebilen bir hayat istiyorsanız,lütfen şifreyi giriniz…adam
yazıyor,adam söylüyor biz de dinliyoruz sonra da sanıyoruz ki her şey çözüldü.bir
de bakıyoruz gerçekler gelmiş,alnımızın çatına vurmuş ve “üfle!”
diyor.tiksiniyorsun,bu ne laubali bir gerçek diyorsun el kol şakası yapıyor,vuruyor
kaçıyor yapıyor da yapıyor önünü alamıyoruz.sonra sinirleniyoruz.işte o noktada
benim enerjim yükseliyor.geçenlerde yine çok uykumun olduğu ve enerjimin
yerlere yapışık yaşadığı günlerden birinde sinirimin fırlamasıyla doğru
orantılı gelen enerji,akşam evde birtakım hiphopımsı hareketlerle son
buldu.yani diyeceğim o ki ayarsız enerji tabiri tam manasıyla ben oluyorum.
Tabi bu yazdıklarımın yanı sıra bu aralar tavla oynadığımda
da karşıkonulamaz bir mutluluk,efendime söyleyeyim kalbimin pırpır etmesi gibi
şeyler yaşıyorum durumun ciddiyetini siz anlayınız.etki benim için her zaman
önemlidir.güç,kendine güven midir?bilmiyorum.ama bir tavla kadar bile üzerimde
etki bırakamıyorsanız,ben mi gidip sahil kasabasına yerleşeyim be adam!azcık
utan,az biraz da arlan!egonu koy bir kenara,aç bak neler olacak..
Sahil kasabası demişken,bu aralar herkesin hayalinde bir
sahil kasabasına yerleşmek furyasıdır gidiyor ileride çok kalabalık olacak o
sahil kasabaları,değerlenecek.bir arsa alın kenarda dursun derim.haydi buna oha
diyelim:hayalin bile popisi olan bir hayat.işte böyle insanlara rengim koyu
kahverengi.çünkü onların yaşamları koyu kahverengi.siyah olamamış ama siyah
gibi olamaya çalışan kahverengi..aslında o da özünde kendi ağırlığı olan bir
renk fakat kendi özünün farkında değil.kendi düşünceleri yok,kendisi olmaya
çalışmıyor,kendisini başkası yapmaya çalışıyor.pamuk prensesin kız kardeşleri
gibi o ayakkabıyı giymeye çalışıyorsun ama olmayacak be güzelim.ah be güzel
kızım,ah be güzel yavrum farkında bile değilsin,olacaksın Doris ya da Mabel.gör diye koyuyorum
buraya,evet komik ve sevimliler ama neticede bir pamuk prenses değiller.
16 Kasım 2012 Cuma
BİTTİ
“Rüyada dayak yiyen kadın görmek: yardıma
işarettir.sıkıntının gideceğine delalettir.” Bu rüyaları kim yorumluyor çok
merak ediyorum.işin ilginç yanı aynı cevabı annem de verebiliyor artık.demek ki
yapılan tek yorum birçok insana aynı şekilde empoze edilebiliyor.beyin göçü
gibi mi?.bence görülen rüyaların yorumu kişiden kişiye hayattan hayata görüşten
görüşe farkı olmalı.nasıl hepsi tek bir “delalet”e yorulabilir?(YORULABİLDİ)
Bütün hafta bu anın gelmesini bekledim.oturup işim
olmamasını.hayat bana yardımcı olamaya çalıştı bu hafta,evren elini uzattı.ama
ben eşlik etmedim.şanslı olayım istedi ama ben yine de somurttum.çünkü insan
şanslıyken şanslı hissetmez.ben de öyle yaptım.doğanın kanunlarına
uydum.otobüsler durağa gittiğim dakika geldi,trafik hep boştu mesela,yer de
buldum hep oturmak için.ama evren öyle istiyor diye mutlu olacak değilim ya
yine sağa sola gıcık oldum sövdüm saydım.boş koltuğa kısa mesafe koşusunda
birincilik madalyası hak edecek derecede hızlı varan teyzeye mesela..ya
bilmiyor muyuz sanki altın gününden döndüğünü.çok mu oynadın?neyine yoruluyorsun?elinde
algebra sırtında fizik kitabı mı var sanki?iki peçete kıvırarak börek tarifi
verdin diye bu beyin kanaması geçirecek vaziyetteki zavallı öğrencilerimizin
ayaklarına basıp koltuk kapma hakkını size kim veriyor?işte nesiller böyle
büyüyor böyle görüyor.bakınız ben mesela şu saatten sonra gayet yaşlanınca
altın gününde ayaklarım su toplayana kadar oynayıp sonra da otobüste oturan bir
genç kızın başında ona psikolojik baskı yaparak yerini almayı kendime hak
bilirim.
Mesela Avrasya maratonu..avrasya neyse ama maratonu senin
neyine eh be teyze..bir de köprünün sonunda çeççerereççe’de halay çekmeler.bu
toplum böyle ilerlemez dostlar.işin en trajik kısmı,bir 40 yıl sonra orada
benim halay çekebileceğim ihtimalidir.
Maratona nerden geldik,çünkü bu sabah kuzenim Avrasya
maratona katılmak için önce Anadolu yakasına geçip sonra geri bu tarafa
koştu.yaptı evet,olsundu.o da öyle bi
insandı.gençti,çılgındı,sarışındı.bakkaldan ekmek al desen almazdı ama köprüyü
koşardı.sonra da eve gelip 5 saat uyurdu.evet evet,yapardı..Şimdi küçük bi anı
serpintisi yapıp bitirmek istiyorum ve bitiriyorum ve BİTTİ!..
12 Kasım 2012 Pazartesi
İSTEDİĞİNİZ SORUDAN BAŞLAYABİLİRSİNİZ
“Vector space’i çizmek,mutluluğun resmini çizmek gibi bir
şeydir.çizemezsin!” dedi hoca.ve ayça uyandı..bir algebra dersi sonuydu bu
cümleler ve hocanın her 23 Nisan’da “Mutluluğun resmi” konulu ödüllü resim
yarışmasına katıldığımızdan haberi bile yoktu.böyle bir nesildik biz.vector
space’i de çizerdik,kendine dert etmemeliydi hoca.ama büyüdük ya,bilgisayara
yumruk attığımızda düzeliyor ve “mühendisiz oğlum!!” diyoruz ya,işte o yüzden
vector space’in resmini çizmemeliyiz.zaten aslında en başından o resim
yarışmalarına da katılmamalıydık.nereden bilebilirdik ki hiç ödül
kazanamayacağımızı?
“Günaydın dünya!” diye başlamıştı o güne. oysa ki tek gözü
kanlı diğer gözü arpacıklı Ayça’nın daha saçları bile kurumamıştı.ve evden
çıktı.biri benim için ağlamalıydı.çünkü biz sürekli kendimiz için
ağlıyorduk.kendimize acımayı seviyorduk.vefalıydık,çok mutluysak bile geride
kalan mutsuz günler için üzülüyorduk ve bu kısır döngü döner de
dönerdi.”insanların bana acımasını istemem.” diyen insanların %70i bence
insanların ona acımasını ve üzülmesini seviyor.ama biz daha en baştan
insanların bana acımasını sevmem demeyen tayfaya girmiyoruz ki, aman anlat da
anlat,üzülsün de acısın,kıyamasın da kıyamasın ve sabahlar olmasın..diyorum ki
en azından yalan söylemiyoruz.ben orda üzülüyorken sen de üzül
arkadaşım,arkadaşım diyorsam eğer sen de üzüleceksin.sen de paylaş acımı.iki
espri yaptığımda gülmeyi biliyorsun ama.Acıyacaksın!!Hatta ağlayacaksın!..”yok
bişeyim” dediğimde ısrar edeceksin.(çünkü illa ki bişeyim vardır)ilgileneceksin
be dostum,kaçarı uçarı yok.
Şimdi durun.dünyayı durdurun.çok önemli bir konu var
bahsetmek istediğim.gayet sıradan bir gündü.Beşiktaş’tan Mecidiyeköy’e doğru
otobüsle yol alıyorduk.inecek insanlar kapıya doğru yaklaşıyor ve otobüsün
içinde karşı konulamaz bir akım oluşuyordu ve birden ne göreyim:
Uzunca bir süre baktım da baktım.gerçek olmasın istedim.şu
noktada kendimi yanlış tanıtmak istemem insanlara her zaman her konuda saygım
var.fakat o bir amca!o bir 60 yaşında.o bir kelebek dövmeli.herkesten
beklerim,her şeyi beklerim ve hiçbir şeyi de yadırgamam ama o kelebek dövmesinin
maksadı neydi?saçları beyaz,takım elbiseli,buruşuk suratlı normal bir amcaydı
sadece.tekrar soruyorum: o kelebek dövmesinin amacı neydi?birşeyler içinde mi
kalmıştı?ama sanki amca da yansıtmakta mı biraz geç kalmıştı?çoluğu
çocuğu,torunu torbası yok muydu?..
Çıldıracaktım kafam bombok olmuştu.en yakındaki hekime
başvurdum.(yani whatsapp’tan kuzenime fotografını attım)kuzenimin ilk sorusunun
“bu amca kahveye nasıl giriyor?” olması ikinci bir trajediydi benim
için.kahvesi mi kalmıştı amcanın.tavla oynarken o zarı her atışında kelebeğin
kanat çırpıyormuşçasına hareketlenmesi mi hoşuna gidiyordu yoksa?ya da dur
elaleme ibret olayım diyerek kendini toplum için feda mı etti?ya adı
necmi’yse?ya şükrü’yse?bu kadarını kaldırabilir misiniz?ya da onu okeye dördüncü
alabilir misiniz?ben alırdım.çünkü kalbi kırılırdı.o hassastı o narindi hatta o
bir kelebekti.acaba nerede yaşıyor,nerede çalışıyor?boş zamanlarında neler
yapıyor ve ne kadar mutlu olabiliyor?ben yazıyorum,siz okuyorsunuz.benden günah
gidiyor size ve ben artık kafamı yormuyorum.biraz da siz düşünün.istediğiniz
sorudan başlayabilirsiniz.bol şans.
11 Kasım 2012 Pazar
HOPŞİRİNİNİ
Susam nasıl bu kadar küçük olur da bir poğaçanın tadını bu
kadar değiştirebilir?hayır bunu kabullenemem.eğer o bir poğaçanın yanında 0,001
büyüklüğündeyse kimse kusura bakmayacak ben onu yuvarlarım,itelerim,bir şekilde
yolunu bulur yok sayarım.tutamayacağım ve bu örneği vereceğim geçen gün fizik
asistanımız bir sayıyı 6 kere yuvarladı ve sonucu “10” buldu.sakın diğer
sayıların suyu mu çıktı diye sorular sormayınız velhasıl cevabı bellidir
ki:”Ten is very nice number”.bu demek oluyor ki sayıların da “nice” halleri vardır.
Birşeylerin suyunu çıkarmaya bayılıyoruz.illa suratımıza
suratımıza yuh,çüş mü densin?zamanında sabah kahvaltısı dahil olmak üzere 3 gün
boyunca her öğünde sosyete mantısı yemişliğim var.sonuç ne mi dersiniz.sosyete
görmeye tahammülü olmayan bir Ayça.abartıyoruz:sevdik mi tam sevip,nefret ettik
mi tam nefret eder, vur diyince öldürürüz biz.çünkü yaptık mı tam yaparız.temiz
yaparız.allah kahreder,gözümüz kör olur hatta canımız da çıkar..“Ani hareketler
yapmayınız!” tabelaları konulmalı sağa sola.çok seviyoruz çünkü ani hareketleri
malum.örneğin adam sevgilisini kıskanıp kızın yanındaki adamı sıkıyor bir
tane.bir tane de kıza.o da yetmiyor bir tane da havaya,son olarak bir tane de
kafaya..dostum,yavaş ol.senin aşk acın bizi hiç ilgilendirmiyor.
Her konuda empati kurarım.cinnet geçiren adam açısından
bile.fakat canlı öldürme hazzı hissedemiyorum.”yaşamayı seviyorum”.mesela
metroda kör dostlarımızın yürüdüğü sarı noktalı yoldan gözümü kapatıp
yürümüşlüğüm var.8 duyumu birden kullanamaya çalıştığım için panik olmuşluğum
doğrudur.olsun yapılmalı!hadi beynimizi geliştirelim.bırak allahasen kuzum,önce
nefes almayı öğrenelim.
Çoğumuz nefes almayı bilmiyor.hani böyle çekersin
içine.soğuksa makbuldur.ne kadar hissedersen ciğerlerinde soluğu,o kadar
iyidir.ama siz sadece ölmemek için saniyede bir hava keseciklerinizi
doldurun!(bırak yaa)
Geçen yan tarafımda oturan çocuk kıza ” Üşüyünce üstüne
bişey alırsın ama terleyince daha ne kadar cıkarabilirsin dimi? Kesinlikle
soğuğu tercih ederim “ dedi.haklı bi yerde ama ya üstüne bişey
alamayanlar?şimdi buraya bir Ahmet Kaya iyi giderdi -siz benim neler çektiğimi
nerden bileceksiniz- tamam şakayı bırakayım da haklıyım bence bu
noktada.vurdumduymaz olmayalım çok rica edicem.düşünelim de konuşalım hatta
düşünelim de bazen konuşmayalım bile.bazen bazısı da çok boş konuşuyor hatta bu
kadar da olmaz dedirtiyor.çoğunlukla ben de boş konuşurum ama çokça düşüncemi
azca noktada boşça belli etmeyi severim yani senin fındık kadar beyninle
gerçekten çok sevimli olduğun bazı anlar gibi değil canım.yoo yoo yoo aynı şey
değil.
Dünyada bize bahşedilmiş en kıymetli fakat bir o kadar da
çirkin şeylerin ayaklarımız olduğunu düşünüyorum.canım kuzenlerim baya şahit
oluyorlar ki bazen baya incelediğim oluyor ayaklarımı.ayaklarımız çok
komik.gerçekten bizi eğlendirebiliyorlar çoğu zaman.sonra yardımcı oluyorlar
her an ve en önemlisi hep yanındalar.onlardan daha iyisini nerden bulacaksın
ki.bence şimdi kalk ve değerini bildiğini göstermek için tatlı bi oje sür
onlara.çünkü onlar hak ediyor.haydi!hem kıymetli hem güzel olsunlar.mesela ben
Nil Karaibrahimgil’in bir şarkı yazmasını beklerdim ayaklarımıza.belki ilerde..
Şuan yapmam gereken en son şey bu yazıyı yazmaktı.ama ben
sondan başlamayı severim.ortaokulda hep sondan başladığım için kaydırma
yapardım sınavlarda.olsun seviyordum ne de olsa.tam vize döneminde insanın ders
yerine yapabilecek dünya kadar aktivite bulması ne hoş.o kadar yoğunuz ki.tabi
ki.bulaşık yıkayıp yazılar yazıyoruz.halbuki orda limit,fizik,algebra seni
bekliyor 4(yazıyla dört) gözle.o kadar da değerli arkadaşımdan lanetler
almışken “senin gibiler yüzünden ders calışmak zorunda kalıyoruz” diye..hatta
biraz daha ileri gidiyor,tutamıyor napsın,başlıyor “amk insan ders çalışır mı
ya!”,”insanlığı ders çalıştırılmasına bir dur denmeli!”..ve durduruyorum.kalk
kalk kahrolası,uzun bi gece seni bekliyor.(sanki beni beklemiyor amk!)kendime
bu yazıyı bir meditasyon bilip uzaklara yol alıyorum.gözden kaybolurcasına 2
adım ötemdeki masama oturuyorum ve size fiyakalı bir resimle veda ediyorum
dostlar!..
BİR KAHVE DEĞİL
Günler geçiyor.nasıl mı? Eve geliyorsun üstünü değiştirmeye
giderken bilgisayarın tuşuna basıyorsun (ki sen içeri gelene kadar açılsın).
Kettle a su koyuyorsun gidiyorsun banyoya ve makyajını yıkıyorsun.şimdi salona
döndüğünde hazırsın.oturup bilgisayara bakarken kahve içme keyfi..mi?aynen de
öyle.peki ilk açtığın sayfa ne oluyor.itiraf edelim bir vikipedi değil.sanırım
“Facebook”.
Merak ediyoruz.herşeyi
çok merak ediyoruz ki ilk elimizi attığımız şey de bu oluyor zaten :
facebook.yüzyılın icadıdır benim açımdan.hiç de bok atamayacağım,hepsinin
doğuşu meraktan olan duygulara sahip canlılara(bize) bakılırsa parayı kırmanın
yolu bu olmalıydı sayın Zuckerberg.”Düşünsene,hiçbir fikrin olmayan bir insanın
adını öğrenmen bazen yetebiliyor onu tanıman için.ona hiçbir şey sormana gerek
yok.anlatmasın hatta sen yaz çıksın,çevir açılsın.bas dönsün dünya.kafalar
olsun bi dünya,bize sadece parmaklar kalsın tek işe yarayan.göz teması
yasaklansın sesini de kaydetsin ben dinlerim Youtube’tan” gibi gibi dede
konuşmaları da yapmayı bilirdim.ama böyle yaşıyoruz dostum.çünkü biz böyle
seviyoruz.
Merhaba diyoruz.çokça şeye azca vakitte alışıyoruz.ama
seviyoruz demek ki.sonra da sıkılıyoruz.çünkü yenisi hep var biliyoruz.senin o
duygusal cümlelerin beni hiç etkilemiyor biliyor musun.belki de
ilgilendirmiyor.sıkılıyorum.duygusal yapmayın,romantik yapmayın.nature lütfen
aptal olmayın.böyle insanlar var.yaşamak nedir bilmediklerine adım gibi eminim.nedir
biliyor musun:kaliteli bir kahve,sigara ve bilgisayar.şimdi yazının okumaya
değer olmadığını anlatan kısmı geliyor.ama anlatmalıyım.suyu ısıttığında içine
koyduğun 2 kaşık sade kahveden gelen o koku bi kere seni teşvik eder bi
sigarayı yakmaya.önce kahveyi içersin,sonra sigarayı çekersin içine.dışarı
verdiğin dumanı da burnunla çekersin.(bak bu 1.sinerji)Sonra açarsın
bilgisayarı bir şeyler okur empati kurarsın.eğlenirsin.işte bu senin kendinle
geçirdiğin hoş vakittir.arkadaşlarına vakit ayırmadığın zamanlarda onların sana
bozulduğu gibi sen de kendine bozulmalısın.kendine vakit ayırmalısın yani
aslında kendinle vakit geçirmeyi bilmelisin.illa sigara veya kahve içecek
değilsin bu benimkiydi.özen,imren,dene.bir de aç Johnny Cash arkadan ve
dinle.öyle son ses pür dikkat değil,başka bir şeyle ilgilenirken sana kattığı
huzuru hisset.yaptığın şeyden de zevk al.
Çoğumuz yaşadığı vakitlerden isyan ederek vakit
geçiriyor.bunu tek açıklaması şu ki:iğrençsiniz.kendinize gelin!bu kadar boş
olamazsınız değil mi?bakınız sayın beyler bayanlar,okuyun.üniversite okuyun.bu
4 yılı boşa geçirmeyin.sadece okumuş olmak için değil,bence bu 4 yılda ne
yaparsam ilerde onlardan yiyeceğim.dinamik olun.hadi olalım.mesela yürüyelim
Taksim’den Mecidiyeköy’e.birkaç travesti görelim.gece eve 5’te
dönelim.yurtdışına gidelim kaybola kaybola öğrenelim.Host familylerle kavga
edip 5 kat pijama giyip yorganın altında ağlayalım.ama mutlu olalım o an orda
olduğumuz için.Brezilyalı arkadaş edinelim.brezilyalılar iyidir.beni çok
sevdiler.seni de severler.güya eğlenmeye gidelim ama eve dönemeyelim çünkü
taksi pahalı olsun.sabah 6’ya kadar Leo’yla bekleyelim otobüs durağında.Leo da
şişman zenci en yakın arkadaşın olsun orda.eğlenmeyi bilsin çünkü brezilyalı
olsun.seni Rio’daki karnavallara çağırsın.bi an kendini filmlerdeki karnaval
kıyafetleriyle düşün.nerdeyse giyinmemiş bir şekilde dans ediyorsun aslında çok
yapılası.ama en büyük bahane de “i don’t have enough time” .gülerler karşında
bu cümleyi sakın kurma.”yaşamaya vaktin varsa” demeye çalışır aksanlı
İngilizcesiyle.sonra da şuan hatırlamadığım bir espiri yapar ve soğukta
beklememizin geriye kalan 1 saati sadece o salak espriye gülemekle geçer.
Sanırım bu yazıyı burada bitirmeliyim çünkü onu
özledim.canım
zenci dostum.noldu duygusal mı yaptım?yoo yapmadım,resmini
görünce gülesim geliyor çünkü o bir komik ,o bir şef.yemek yapıyor ama daha çok
yiyor.en çok da gülüyor.sevimsiz sütlü İngiliz çayını seviyor.ama bir kahve
değil.saati de 4 yaptık.iyi geceler ayça.iyi geceler dünya.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











.jpg)