Akışına bırakırsan dönmez dünya.akışına bırakmak nedir ki
zaten.bu dünyanın akabildiğini kim düşünüyor böyle?musluğu açmazsan nasıl
akacak be akıllı,bekle dur başında hayatın boyunca akacak da akacak
diye.musluğu açanlar aksın,musluğu açanlar alsın yürüsün.elini kolunu
kıpırdatmadan bir şeyler olsun diye bekle sen de.aman uzanma musluğa,akıl
edemediğinden mi,yoksa akıl etmek istemediğinden mi onu da en iyi sen bilirsin.ama
akıl etmediğinde çok daha iyi mi olacak,işte onu da yaşayıp göreceksin.
Geçenlerde hiç sosyalleşemediğim bir dönemdeyim yine.nasıl
pijamayla yaşıyorum nasıl.bakkal çakkal hep ezberlemiş artık pijamalarımı.o
denli mahallecek biliyorlar beni yani.ben de iyi hissediyorum ama, kendi
çapımda akıtıyorum dünyayı damla damla.belki de bazen öbek öbek.tabi bir
noktadan sonra evin 100 metre ötesine de gitmem,bunun için de normal şeyler
giyinmem gerekiyor.o azmi ve farklılığı kaldırabileceğimi düşünüyorum ve
yapıyorum.evimin yakınındaki Starbucksa kahve içmeye çıkıyorum.gayet güzel
gayet hoş.ama olmamış gibi bir şey.içim rahat değil.kahve benim yaptığıma
benzemiyor,tayt çok dar,herkes aynı anda konuşuyor ve düşünceler yerine
uğultular var kafamda.pencere açık kalmış sanki ne olduğu belirsiz bir gürültü
dolaşıyor beynimde.mutsuzum,daha çok da huzursuzum.belki kendimi güvende
hissetmiyorum belki de rahat değilim hiç.çünkü tayt üzerine giyilmiş bol bir
kazak bile pijama rahatlığını veremiyor ve kimse birbirini dinlemiyor.o an en
çok istediğim şeyin koşarak evime dönmek olduğunu farkediyorum…şimdi ne mi
oldu.ben Pavlov’un köpeği oldum arkadaşlar olan bu.kendimi eve alıştırdım ama küçük el zili değil de kapı zili çaldılar bana.beyinciği çıkarılmış bir
güvercinden farksız yeni bir hayata,yemek verilmemiş farelerin birbirini yediği
bir kafese,sadece omurilik soğanıyla hayatını devam ettiren basit omurgalıların
saflığına adım attım adeta.çünkü musluğu benim için açmalarını bekledim.biri
açana kadar da alıştığım ve bildiğim şekilde devam ettim.ama unutmayalım
ki,köpeğin,güvercinin,farelerin ya da basit omurgalıların elleri yoktur.ve bakıldığında bir şeyler için
geç kalınmıştır ve musluk kapalı kalmaya mahkumdur artık.
Elinde olan hayatı bir çırpıda halıya dökmeni iyi
karşılayacak,seni böyle de kabul edecek bir aile,bir dost,bir sevgili ve en çok
da bir vicdana sahipsen eğer sen şanslısın demektir.ve eğer şanslıysan senin
rengin turuncu..herkes turuncuyla yaşayamaz.turuncu sadece hayatına girer ve çıkar
insanların.bir anlık gelen enerji ne yarına yeter ne bugünü kurtarır.sadece o
an mutlu olmanı sağlar.kalıcı bir renk değildir o.kalıcı bir turuncuya sahip
olan bir hayat,kalıcı bir turuncuyu kaldırabilecek bir vicdan yoktur.o yüzden
turuncu çarşaflar giymiş,2 yılda sıçtığı hayatını 2 saniyelik meditasyonla
toplamaya çalışan insanları bir kenara bırakalım da vicdanımız bir renk seçsin
bizim için.çünkü o üstündeki turuncu,senin hayatında yer etmeyecek.duş alırken
çıkarmak zorunda kalacaksın ve ineğe tapmaya başlayacaksın.niye?turuncu yokken
vicdanın boş kalmasın diye.boş kalmış bir vicdan daha,kendinin farkına varmasın
diye.o kenarları yara olmuş vicdanı koca bir inekten başkası dolduramazdı.bunu yapabilecek olan,koca bir inekten başkası olamazdı..olması gereken ve her zaman beklenen de buydu.
Bir gün ineğe tapmaya başlarsam eğer,beni duştan çıkarın.çünkü
artık kendim çıkamıyorum demektir.ve biraz da sessiz olun,saksafonun sesi zaten size gelecektir.asıl önemli olansa sizi size getirebilmesidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder