21 Ocak 2013 Pazartesi

KIRKINDA DA OYNADI


Meraba ben bilgisayardaki geri dönüşüm kutusunu silenkızım.bunun üzerine birkaç fotoğraf ve belge daha sildim ama onların nereyegittiği hakkında hiçbir fikrim yok.neden mi böyle işlerle uğraşıyorum?çünkü finallerimbitti,Ankara’ya geldim ve finallerde sayıkladığım planların hiçbiri şuan aklımagelmiyor.e madem ben de geri dönüşüm kutusunu sileyim de hayatımda birdeğişiklik olsun,silinen şeylerin nereye gittiği belli olmasın da azcık panikolayım dedim.

Böyle boş boş oturmuş akıp giden zamanı nasıl değerlendirsemdiye düşünürken zaman zaten akmış bulunuyordu bir kere,bu sayede aslında ben desorumluluklardan arınıyor ve zamanı değerlendirmek zorunda kalmıyordum.yanizaman kendi kendine değerlenmiyor hatta öldürdüğüm için geriye bir zaman bilekalmıyordu.ve tam bu sıralarda şartel attı.ya kısa devre yapmıştım ya da beynimona böyle sabah egzersizleri yaptırdığım için isyan ediyordu.çünkü bence zencive şişman bi beyne sahiptim,nasıl böyle bir hareketlilik beklerdim ondan bir anda.buyaptığım haksızlık hatta işkence olurdu.ben de sırf bu yüzdenbıraktım.düşünmeyi bıraktım.hem zaten günümüzde çoğu şeyi yapmak için düşünmeyegerek yoktu ki.düşünmeden de çoğu işini görebiliyor hatta bir iş sahibi bileolabiliyordun.ben de abartmayıp pc’de temizlik yapmaya başladım.klasörler,indirilenyazılar,belgeler,fotoğraflar,karikatürler HERYER HERYERDEYDİ.şöyle bir gözdengeçirdim önce ve “amaaan” dediğim bütün belgeleri bir çırpıda sildim.sonrafotoğraflara bakmaya başladım.
En yakını geçen cumartesi günündendi.Ankara’ya geleceğimiçin erken kutlanan doğum günümden kalma fotoğraflar.herkes güzel,hava soğuk venarin kızların üşüdüğü günlerden biri.peki ya ben?benim ayaklarımyanıyordu.peki ama neden?bu travmanın çok net bir açıklaması olacak:özünde düztaban ayakkabıyla bile seri yürüyemeyen bir insanın uzun süre topukluya maruz bırakılmasıdurumu…yürekleri burkan bu halim dışarıdan hoş görünse de yaşayan bilir değilmi?sonuçta uzun ve fit görünen bacaklar kimin sayesinde sanıyorsun,OTOPUKLUNUN!zayıf hatta zarif görünmen kimin sayesinde sanıyorsun,YİNE OTOPUKLUNUN!o zaman giyeceğiz kızlar,o zaman bu zorluklara katlanacağız..o zamanbu direnişte birlik olup hepbERABER……neyse tamam ya.sakin olalım direniş falanyok.düztabana devam.

HAYAL EDİLEN(GİYMEDEN ÖNCE)               HİSSEDİLEN(GİYDİKTEN SONRA)                                     

                                                  İHTİYACIM OLAN
                             

 Bir de dışarıda azıcık gülümsediğin satıcıların yapışmasıdurumu var ki içler acısı.bu türde insanlar genelde hediye de vermeye kalkarlarama bazılarının da işinde prensipleri vardır.örnek olarak, (olay Asmalımescit’tegeçiyor) bir anda yanında beliren darbuka ve klarnetin nereden çıktığını bileanlayamadan etrafını sarıp seni adeta bir dansöz gibi hissettirmesi,2 şarkıardından sigara,bir 2 şarkı daha sonrasında ise para istemesinden sonra “hiçnakitim yok” demenin karşılığında zınk diye kesilen müzik ve “hadi abi” diyerekkaranlıkta
kaybolan klarnet ve darbukacının yarattığı 6 dakikalık travma!! genelde seno sırada arkalarından yalvarıyor,”abi bi şarkı daha be!” diyebağırıyor olursun,onlar arkalarına bakmadan ilerlemeye devam eder ve sen sonbir şansını denersin “benim bugün doğum günüm ama!!son doğum günü şarkısı”..???..yok.dostumhiç umurlarında değilsin..zaten sen cümleni bitiremeden onlar karanlıktakaybolmuşlardı bile..ah be canım be.başta etrafını saran klarnet ve darbukadan korkmuşve rahatsız olmuştun,sonra ne oldu da utanmasan onları masana oturtacak halegeldin?.hep oynayasından değil mi,hep oynayasından!

BU DARBUKA VE KLARNETÇİLER BANA BÖYLE HİSSETTİRİYOR


Bunun da çok tehlikeli bir duygu olduğunu düşünüyorum çünküoynayası olan insan her şeyi göze alır,o insandan her şey beklenir.o insandankorkulur.bir bakarsın masanın etrafında bir bakarsın masanın üstünde(fakat herseferinde kendini kaybetmiş bir vaziyette),yardım etmeye çalışırsınreddeder.oynayacaktır çünkü durduramazsın,yapamazsın.genelde bu tür vakalarıbırakıyoruz ve oynuyorlar.genelde beni bırakıyorlar ve oynuyorum.illa arkama “lütfenoynayan kişiyi rahatsız etmeyiniz!” yazısı mı asmam lazım.sanane arkadaşım,20yaşımı bitirmişim ben,bi daha ne zaman oynicam!!.(kırkında da oynadı)
Zaten “doğduk diye oynamak” da tartışılması gereken birkonu.ama karşıkonulmaz bir oynama güdüsü yaratıyor insanın içinde ve sorgulayamadanbir bakmışsın masanın üstündesin.o zaman pasta kesmeyi de sorgularım ki.herşeyisorgularım.sırf bunlar olmasın diye içimde fazladan oynayabilme güdüleri de varneyse ki.haydi o zaman iyi ki doğmuşum da oynamaya bahane olmuş oh!...
Tabi bütün bunları düşünerek yazmış ve zenci beynimi kızdırmıştım tekrardan.hemen nazlanacak ya ağrımaya başlamıştı.zaten yemekpişirilecek sıcaklığa erişen bilgisayarıma sinir olup geri dönüşüm kutusunu dasilmiştim.hey seni pis zenci, gerçekten düşündüğünü sanmıyorum tamam mı!yoksageri dönüşüm kutusunu silmezdim.seni ahmak lanet olası pislik beyin parçası!!birkere de işini düzgün yap ha!düzgün becer adamım!
Hey hey hey dostum hey ağır ol bakalım,burada yine kiminsözü geçiyor sanıyorsun.O BEYNİN!bu blog kimin sanıyorsun.YİNE O ZENCİ PİSLİK BEYNİN!ozaman iyi ki doğdun beyin beybi…nice lanet olası yıllara.
                                             
Ayçacım kağıt o... keşke yemeseydin köşesini canım....neyse 



15 Ocak 2013 Salı

KOCA BİR İNEKTEN BAŞKASI OLAMAZDI


Akışına bırakırsan dönmez dünya.akışına bırakmak nedir ki zaten.bu dünyanın akabildiğini kim düşünüyor böyle?musluğu açmazsan nasıl akacak be akıllı,bekle dur başında hayatın boyunca akacak da akacak diye.musluğu açanlar aksın,musluğu açanlar alsın yürüsün.elini kolunu kıpırdatmadan bir şeyler olsun diye bekle sen de.aman uzanma musluğa,akıl edemediğinden mi,yoksa akıl etmek istemediğinden mi onu da en iyi sen bilirsin.ama akıl etmediğinde çok daha iyi mi olacak,işte onu da yaşayıp göreceksin.
Geçenlerde hiç sosyalleşemediğim bir dönemdeyim yine.nasıl pijamayla yaşıyorum nasıl.bakkal çakkal hep ezberlemiş artık pijamalarımı.o denli mahallecek biliyorlar beni yani.ben de iyi hissediyorum ama, kendi çapımda akıtıyorum dünyayı damla damla.belki de bazen öbek öbek.tabi bir noktadan sonra evin 100 metre ötesine de gitmem,bunun için de normal şeyler giyinmem gerekiyor.o azmi ve farklılığı kaldırabileceğimi düşünüyorum ve yapıyorum.evimin yakınındaki Starbucksa kahve içmeye çıkıyorum.gayet güzel gayet hoş.ama olmamış gibi bir şey.içim rahat değil.kahve benim yaptığıma benzemiyor,tayt çok dar,herkes aynı anda konuşuyor ve düşünceler yerine uğultular var kafamda.pencere açık kalmış sanki ne olduğu belirsiz bir gürültü dolaşıyor beynimde.mutsuzum,daha çok da huzursuzum.belki kendimi güvende hissetmiyorum belki de rahat değilim hiç.çünkü tayt üzerine giyilmiş bol bir kazak bile pijama rahatlığını veremiyor ve kimse birbirini dinlemiyor.o an en çok istediğim şeyin koşarak evime dönmek olduğunu farkediyorum…şimdi ne mi oldu.ben Pavlov’un köpeği oldum arkadaşlar olan bu.kendimi eve alıştırdım ama küçük el zili değil de kapı zili çaldılar bana.beyinciği çıkarılmış bir güvercinden farksız yeni bir hayata,yemek verilmemiş farelerin birbirini yediği bir kafese,sadece omurilik soğanıyla hayatını devam ettiren basit omurgalıların saflığına adım attım adeta.çünkü musluğu benim için açmalarını bekledim.biri açana kadar da alıştığım ve bildiğim şekilde devam ettim.ama unutmayalım ki,köpeğin,güvercinin,farelerin ya da basit omurgalıların  elleri yoktur.ve bakıldığında bir şeyler için geç kalınmıştır ve musluk kapalı kalmaya mahkumdur artık.
Elinde olan hayatı bir çırpıda halıya dökmeni iyi karşılayacak,seni böyle de kabul edecek bir aile,bir dost,bir sevgili ve en çok da bir vicdana sahipsen eğer sen şanslısın demektir.ve eğer şanslıysan senin rengin turuncu..herkes turuncuyla yaşayamaz.turuncu sadece hayatına girer ve çıkar insanların.bir anlık gelen enerji ne yarına yeter ne bugünü kurtarır.sadece o an mutlu olmanı sağlar.kalıcı bir renk değildir o.kalıcı bir turuncuya sahip olan bir hayat,kalıcı bir turuncuyu kaldırabilecek bir vicdan yoktur.o yüzden turuncu çarşaflar giymiş,2 yılda sıçtığı hayatını 2 saniyelik meditasyonla toplamaya çalışan insanları bir kenara bırakalım da vicdanımız bir renk seçsin bizim için.çünkü o üstündeki turuncu,senin hayatında yer etmeyecek.duş alırken çıkarmak zorunda kalacaksın ve ineğe tapmaya başlayacaksın.niye?turuncu yokken vicdanın boş kalmasın diye.boş kalmış bir vicdan daha,kendinin farkına varmasın diye.o kenarları yara olmuş vicdanı koca bir inekten başkası dolduramazdı.bunu yapabilecek olan,koca bir inekten başkası olamazdı..olması gereken ve her zaman beklenen de buydu.
Bir gün ineğe tapmaya başlarsam eğer,beni duştan çıkarın.çünkü artık kendim çıkamıyorum demektir.ve biraz da sessiz olun,saksafonun sesi zaten size gelecektir.asıl önemli olansa sizi size getirebilmesidir.


9 Ocak 2013 Çarşamba

YAZIK ŞUNCAĞIZA!


Delirmiş gibiydi.tahmin edilemeyecek tarzda ani hareketleri herkesi korkutuyordu.bir anda pantolonunu giydi,köşeden bulduğu bir şapkayı kafasına geçirdi ve bağırarak yalvarmaya başladı.kendini sokağa atmak istediğini ardı arkası kesilmeksizin söylüyor,hiç susmayacakmış korkusu uyandıran konuşması herkesi tedirgin ediyordu.ve durmadı.koşarak dışarı çıktı..önce bir arabanın kar birikmiş kaputuna atladı.telef olmuş karlar sağa sola saçıldı.ardından bütün  birikmiş karları birleştirmeye çalıştı aynı zamanda enerjisini arkadaşına da aktarmaya çalışan hiperaktif gözlerle.arkadaşı korkuyor ve ne yapacağını bilemiyordu.ne yapsındı,eli kolu bağlı köşede onun fazla enerjiden yok oluşunu izlemeye mahkumdu.o hala devam ediyordu,”gövde bitti” diye bağırıyordu.arabanın kaputuna mı yapacaktı kardanadamı? diye tedirgin olmak için çok geçti artık,gerçekten de gövde bitmişti.anlamsız pozları ve gülmeleri,nasıl yansıtacağını bilemediği fazla enerjisinin asıl yansıma şekliydi.arkadaşından zeytin ve havuç istedi kardanadamın kafasını yaparken.aynı zamanda iki araba arasında bir sağa bir sola koşuyor havaya attığı kar topunu tutmaya çalışıyor,yüzüne çarpan kartopunun telef oluşu arkadaşında “Allah kahretsin senin gibi kızı” bakışlarına sebep oluyordu.”havuçla zeytin yok ki evde” dedi arkadaşı.demez olaydı,ah demez olaydı..
Kaputta yuvarlanmalar mı dersin kardan adama kafa atmalar mı?havuç ve zeytinin olmamasına çok içerlemiş olacak ki bir kartopu savaşları,karşı bina camına isabet ettirme atışları,adeta raydan çıkışları yürek burkuyordu.çünkü bunların hepsini tek başına yapıyordu.en sonunda mahalle çocuklarına katılamaya karar verdi ama neyse ki arkadaşı ona 2-3 kartopu attı da azcık gönlü oldu.
Artık eve girme vakti gelmişti.hiç istemiyordu ama suratı,bütün mahalle sıra olmuş da teker teker onu tokatlamış gibiydi.burnu yaramaz bi çocuk gibi akıyor ama onun hiç umruna olmuyordu.arabanın üstündeki karlara yazıklar olmuştu ve daha şimdiden sabah araba sahibinden yiyeceği küfürler tahmin edilebiliyordu..
evet bu bendim,yazıktı bana.ama en çok tek başıma bu kadar eğlenebilen bana mı yoksa benim o halimi izlemek zorunda olan arkadaşıma mı yazıktı?bence en çok, bunu kendime bir görev bilmeme ve o ‘bir kardan adam olamamış’ fakat kardan adam diye tabir ettiğim şeyi yaptıktan sonra bir şey hallettim sanmama yazıktı(tik atıyorum 2013’e,yayında ve yapımda –kardanadamdan bahsediyor- emeği geçen bana teşekkürler.)



8 Ocak 2013 Salı

HAYDAR'IN ANISINA


Eğer Youtube’un kenarında öneri videoları çıkmıyor olsaydı,ne yapardık hiç düşündünüz mü?mesela hiç çok video izleyen insanlar olmazdık.istediğimiz videoyu izler ve youtube’u kapatırdık.ya şimdi!.hepimiz yapmamız gereken işler için ayrılmış saatleri fazladan izlenecek videolara ayırıyoruz değil mi?"ama olsun!" deyip hepimizi avutuyorum dostlar,saçmalardan seçmeler dışında öğrendiğimiz yeni şeyler de oluyor,belki en sevdiğin şarkı olacak şarkılar belki de duyduğun ama görmediğin yeni gelişmeler.hele de bu kaçamak videolara ayıracak gerçek dakikaların ve biraz da kahven varsa zevkten koltuklara bayılabilirsin canımıniçi.mesela diyeyim şuraya ve ekleyeyim:

Sabah ders çalışmak için uyandığımı hepimiz biliyoruz ama çoğunuz (hatta benim dışımda hepiniz) bilmiyor ki,bütün gün o derse çalışmak için kendime işkence ettim ve sonuç:yoğun kar yağışı nedeniyle 9 Ocak’taki bütün sınavlar 19 Ocak'a ertelenmiştir..sevinmedim değil hani,çalışamadım çünkü ve bunun ızdırabını da katbekat çekmekteydim.fakat o an düştüğüm tarif edilemez boşluk ve önümdeki o,artık anlamsız gelen kitapla kalakalmıştım.her an terastan atlayabilme potansiyeli,hiçlik bilinci,mutluluk ve üzüntü birleşince ne yapacağımı şaşırdım.sonra ne mi yaptım...kahve.
Zaten bugün hava:tam bir kahve.buna itirazı olan varsa “şimdi evde olup kahve içmek varken..” diye düşünene kadar dışarıda durabilir."ah ne sevimli değil mi bembeyaz kar" ile başlayıp "ayak parmaklarımı hissetmiyorum"la biten bu süreçte evde seni kahveyle bekliyor olacağım güzeller güzelim.başarılar dilerim..
Dışarıda arabaların kaputlarında yuvarlanan çocuk sesleri,sabah görülmesi muhtemel kardanadam ordusunun habercisi elbette.çok halim olmasa ve en kötü balkona da olsa her sene en az bir kardanadam yaparım.bu kardanadamlar 2 ay boyunca balkonda yaşar ve aile ferdi olur.(Ankara’daki evinden bahsediyor)eridiğindeyse artık bir adı vardır ve içlerde buruk bir hüzün bırakır.bunlardan biri de seneler önceki Haydar'dır.
Ama o tam bir Haydar’dır.
Daha henüz üniversite sınavına hazırlanan zavallı bir gençtim o zamanlar.malumunuz hasta olmamam gerekiyordu ve ben de balkonumuzda bu işlemi uygulayayım,hemencecik halledeyim dedim.sonuç:“anne,ablam sıyırdı!”lı videolar ,”bu kız kayar da balkondan aşağı düşer”ler,mutfaktan balkona bir takım havuç ve zeytin transferleri,cinsiyet ve isim koyma merasimi ardından şaheserimle çekilen fotoğraflarda güzel çıkmaya çalışıp çıkamamalar ve fotoğraf çekmekten bıkıp “güzel çıkmıyon abla malzeme bu napıyim!” diyen kardeşim zoruyla kapanış.


Suratı kıpkırmızı oluncaya kadar kartopu oynanmış bir insan masumiyetini başka hiçbir şeyle tarif edemezsiniz.umarım bir gün karda sadece poz verebilen insanlara dönüşmeyiz ve mümkünse bundan önceki kışlardaki gibi bu kışta da hatırlayacağımız bir sürü anımız olur.ayaklarınızı her daim hissetmeniz dileğiyle..(başparmak hissedildiği sürece devam ediniz)



ELVIS

Bugün,yıkamadığı portakallı ellerini koltuğa süren küçüklüğümü anma günü!bakkala bile tek başına yollamaya korktukları bir bacak boyu insanının şuan kendi kahvaltısını hazırlayıp acele acele ettikten sonra hiçbir baskıya maruz kalmaksızın dersine oturması bir anne baba için çok ilginç,duygusal,şoke(!) edici birşey değil mi?
Ne zaman kot gömlek giysem böyle bir flashback yaşıyorum ben.sırf bu yüzden sabah 8de sanki öğlen 2de uyanmışımcasına dinç,perdeyi açıp heryerin bembeyaz olduğunu görene kadar mutsuz ve 6da kalkmamanın verdiği "aa hava aydınlık la"bakışları ,en önemlisi de giyindikten sonra kahvaltı hazırlarken pcyi açıp da duyduğum ilk şeyin "Özgür radyonuzda!" oluşu o gün yazı yazmaya aynı zamanda da "bu kadar güzel başladıysa bundan sonrası bok gibi geçecek" diye düşünmeye yetmiştir.
Devamı bu kadar net olan bir günü yaşamak da zor değil mi?herşey belli planlı.haydi bir çılgınlık yapıp 1 saat hiçbir şey yapmadan kahve içelim,metronun sarı çizgisini geçelim,defterin 1 sayfasına çalışmayalım.....( what a crazy day :| )eğer gerçekten bir çılgınlık istiyorsan finallere girme amk daha çılgını var mı?derin bir sessizlik buruk bir çekirge sesi.
Şimdi hepimiz o sınavın rahatsızlığıyla yaptığımız şeylerden de keyif alamayarak günümüze devam edelim,kahve içmeyi ihmal etmeyelim,bir de iyi ki doğdun diyelim Elvis Presley doğmuş bugün.He bu arada,herşey mükemmel olsun diye yaşamıyoruz,yaşıyoruz ve mükemmel olması gerekiyorsa oluyor.bence olması da gerekmiyor,aslında zaten genelde mükemmel de olmuyor.kaçınız mükemmel bir hayatta intihar etmez? Ve kaçımız herşey mükemmel olsun diye yaşarken bir de bakar kendisi için değil de olması gerektiği için yaşamış.yaşaman gerektiği için yaşıyorsan sen uçurumun son noktasındasındır zaten dostum.bir adım geri çekil,rüzgar rahat esemiyor.
 herkes mavi ekran verdiyse,o zaman şimdilik günaydınlar ve günaydınlar.



5 Ocak 2013 Cumartesi

GEÇ KALDIM!


Bazen kahveyi kaşıkla yemekten korkuyorum.baya böyle tatlı kaşığını lap diye daldırıp çatır çutur yemekten bahsediyorum evet.ama neyse ki günlük içmemiz gereken su miktarı kadar kahve tükettiğim için,böyle şeylere gerek kalmıyor.gece yatarken artık zaten kahveden tiksiniyor oluyorum ama ne yazık ki sabah olana kadar.sabah yine aynı döngüye giriyor ve bu şekilde hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum.bazen göz seyirmeleri, atak enerjiler ya da el kol ani tepkileri oluyor ama hangimizde olmuyor ki,değil mi?şimdi bu kadar kahve içerek hala daha 12de uyuyorsam,kahve içmesem hergün 20.30da ana haber bülteni kapanışından sonra uyur muydum acaba ben?cevap:hayır.neden mi?Kahveye bu kadar bağımlı olmadığım dönemlerde 1 hafta boyunca akşam 7de uyumuşluğum,hafta sonunda anne ve baba zoruyla kan tahlili yaptırmışlığım da var.(öldüm sanmışlar ayol!).
Sanki bütün  güzel filmler final dönemlerimizde vizyona giriyor,bütün indirimler bu dönemde başlıyor ,facebookta bütün fotograflar bu dönemde paylaşılıyor,likelanıyor,yorumlanıp yağlanıp ballanıp sosyalleşiliyor,sanki gülmekten kendini parçalayacağın twitler sen ders çalışmak zorunda olduğun için(sen göreme diye) bu dönemde atılıyor ve havalar bu dönemde cillop gibi oluyor değil mi?tanrım bizi sınıyor zannediyorum ki..çünkü şuan sabahın 6sında kalkıp 8.30daki sınavı için hazırlanmış bir zavallı olarak konuşuyorum,tek yapabildiğim sosyal desen sosyal olmayan bu yazıyı,daha havanın aydınlanmamasının verdiği evden çıkamama halimin boş kalmışlığı sebebiyle yazıyorum.teşekkürler.
İnsan evden çıkmamaya da çok alışıyor bir noktadan sonra.sadece 1 gün bile çıkmasan, ertesi gün güneş ışığı seni vampir gibi hissettirmeye yetiyor.oturduğun ama ders çalışamadığın evinde sıkılarak sadece “şimdi finaller olmasa..” ile başlayan normalde olsa yapmayacağın şeylerin hayallerini kuruyorsun.hayır tatlım,hayır güzeller güzelim,finaller olmasaydı sen yine de o saydıklarını yapmayacaktın.saçma sapan sağda solda vakit öldürecektin.neden mi?ee final döneminde rahatlıkla yapamadıklarına isyan edebilmek için tabi ki!sen hiç “oh bütün istediklerimi de yapmıştım finallerden önce,vallahi yeter artık gezdiğim tozduğum yapacak aklıma takılan hiçbir şey kalmadı,artık sadece finallere çalışayım” diyen öğrenci gördün mü?görmedin.göremezsin zaten.paçasından tutuşturmuşlardır onu.nasıl göreceksin…
Bütün “ah keşke şu olsaydım,bu olsaydım” dediğin ve kaçırdığın trenler aklından geçer,sen önünde olmaya çalıştığın mesleğin saçma sapan dersleriyle cebelleşirken sana bu çok koyar ya,”bırak kız!kalk yürü oyuncu ol,sahneler de seni bekliyor zaten.hep bunu istememiş miydin,al sana fırsat!masanın üstüne koydum,üstüne başına mı sürüyorsun,sahnede kafanda bardak mı kırıyorsun ne yaparsan yap haydi.kalkkalkkalk” demesini bekliyorsun ya birinin,bekleme,demiyorlar kardeş,demiyorlar.masanın üstündeki bütün kitapları tek hamlede yere sıyırmak için çok heveslenmiştin değil mi?canım benim yaaa,haydi yutkun..o derslere şimdi kim çalışacak?(SEN).gece geç yatıp sabahın köründe yine kim kalkacak(SEN).peki ”üniversite dönemi hayatımın en güzel dönemiydi” diyip bu çektiğin çileleri hiç hatırlamamak suretiyle salak sırıtışlarını tek bir ölüm vuruşuyla yok etmek istediğin kişi kim sence?(20 YIL SONRAKİ HALİN).ah be canım,ağlama ağlama..
aha,al işte!!Finale geç kaldım vallahi,hepinizin ağzına tükürüyorum.umarım kahvaltıda fazla Orhan Gencebay almaktan ötürü kendinizi bıçaklarsınız!iyi sabahlar..


.

2 Ocak 2013 Çarşamba

KISSADAN HİSSELER

Bembeyaz bir kağıda kocaman yuvarlaklarla 2013’den istediklerinizi ve beklentilerinizi yazmayı denediniz mi hiç?kafanızda allak bullak edene kadar bir rahatlayın hadi.hangisi öncelikli bir düşünün:aşk mı,sağlık mı,başarı mı,para mı?herkes sağlık der ama hepimizin aklında daha öne çıkan bir beklenti vardır değil mi?o yüzden sağlığı kağıdın en tepesine azad edin ki, gerçek wish’iniz için açık yürekli olabilin.
Üzülmemek için kocaman bir dilek yerine bir sürü küçük dilek tutmanızı tavsiye ederim.çünkü gerçekleştikçe hayatınız güzelleşecek ama eğer sadece bir taneyse ve çok büyükse dileğiniz gerçekleşmezse kalbiniz çok kırılacak.kendinize eziyet etmeyin,bırakın da mutlu olmanıza izin verin.
Kendime çok kahveli,çok filmli,çok kafa patlatmalı,bol yazı yazmalı,bol fotograf çekmali,bir lomo sahibi olmalı,meyve yemeli ve almanca öğrenmeli bir yıl dilerim.ya siz?

1 Ocak 2013 Salı

basılmamış kara bastın mı?


Beklediğin ve kafanda devasa boyuta ulaştırdığın yılbaşı da nasıl geçti farkında bile değilsin değil mi? sabah oluyor ve o dağıttığınız evi toplamanız gerekiyor,duş alıp kendine gelmen lazım oluyor ve kahvaltı hazırlamalı düşünceleri herkesin beynini kemiriyor ya,o an anlıyorsun işte sadece senin kafanda böyle bir dönüm noktası gününe ihtiyacın olduğunu ve görüyorsun kutsal günün aslında ne kadar da kutsal olmadığını.
Kafana büyük harflerle yazdığın yeni planların hala geçerli,üzülme.aldığın yeni not defterin,verdiğin güzel kararlar seni bekliyor bu upuzun senede.şanslısın,çünkü hala kendine yeni kararlar,yeni defterler almamış insanlar var.onlar da oturup bir meditasyon yapmalılar kendilerine.bir anne diyip geçme,annenin de yeniyıldan çok beklentisi var.belki benimkilerden bile çok.ama kafanda kör düğüm olmuş planlarını dök masaya,kağıda,yak bir tütsü ve nasıl daha mutlu bir insan olabileceğini düşün.sonuçta en nihayetinde 1 ocak sabahına uyandığında duş alıp pijamalarla kahve içebiliyorsan hala umut var demektir değil mi?yapacağın şey belki de bellidir,o tatil gününü sadece okulda, küçük sumo robotunuzu bitirmek için harcayacaksındır belki he?olamaz mı?normal bir güne bürünebilir gibi görünmüyor mu sence de.yoksa acaba gerçekten de öyle olduğu için midir? 
Kocaman kalpler içine yazılmış büyük sevgi dolu sözcükler yerine yeşil keçeli kalemle postite yazılmış “gelirken su almayı unutma!” yazısı seni mutlu etmeli asıl.çünkü sevgi muhtacı değilsindir ve o an ihtiyacı olunan tek şey sudur değil mi?olabilir,mutlu bir cumartesi günü de olabilir.6 saat mekatronik labında geçirilen bir cumartesi günü,aslında gerçekten de mutlu olabilir.tabi eğer yaşıyorsa.ve tabi eğer yaşıyorsan.
o da bu blogta olmalıydı değil mi.ne de olsa hiçbirinize ayırmadığım vakti ayırıyorum ona.belli etmese de benim için değerli ve lastikleri de pembeli.