Eylül’ün sonuna gelmiş ve çok yol kat etmiştik. Artık burada
beklemem, arkadaşlarımı okula giderken izlemem gerekmiyordu. Arkamda
özleyeceğim tonlarca insanın da hüznünü alıp(ya da Skype adreslerini), kalacak
yerim olmayan minik bir şehrin, aptal bir maceranın ortasına düşecektim. Evet, işte
tam da bunun için çok heyecanlanıyordum. Tek umudum olan 3 günlük otel rezervasyonu,
bavula sığdırmaya çalıştığım bir yığın kazak, boynuma sarınca yüzümü kapatan
kırmızı atkı ve taşımakta zorlandığım koca botlarım beni özgüvenli
hissettiriyordu neyse ki.
Buralar bensiz normal hayatına başlamıştı bile. Sadece ben
hala gidememiştim. Artık vakit gelmişti, Dünya’nın kaç bucak olduğunu görecektim ve düşünmeyecektim… “ Orada da bu kadar çok arkadaşım olacak mıydı, eski
whatsapp gruplarım duracak mıydı, deri ceketimi giyebilecek miydim, alışmam ne
kadar zaman alacaktı, annemle haftada kaç Skype yapacaktım acaba, bana kaç “Ayça
çok eğleniyoruz, keşke burada olsan” vidyosu gönderilecekti, kaç anahtarlık kaç
ayakkabı siparişi verilecekti ve babam neden bir türlü pasta yapmayı
öğrenemedi? ”
Çok yoğun ve hiç de masum olmayan bir kış beklentisi
içerisindeydim, 18 kutu ilaç ile seyahat edecektim. Yani tekrar kış şarkıları
dinlemeye başlasam iyi ederdim. Belki de yeni albümler, daha kışlı şarkılar
indirmeliydim, daha soğuk ülkeler için. Burada bensiz ilk yılbaşı, yine bensiz ilk
benim doğum günüm olacaktı, garip…
Yokluğumu unutmadan mutlu bir kış diliyorum hepinize. 2015’te
görüşmek üzere.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder