Çok huzurlu hatta fazla gereksiz huzurlu geçen 5 günün sonunda, acil bir durumda asla ‘kemerleriniz gösterilen şekilde bağlanır, belinize göre ayarlanır’ coolluğunu ve sakinliğini koruyamayacaklarını düşündüğüm fazla güzel hosteslerden 8 kere yastık isteyerek ve kafam uçakta yanımdakilerin omzuna düşe düşe, yarı uyur yarı uyanık vaziyette Bodrum’dan aile saadeti evimize döndüm.Evin kapısını yorgun, bitkin ve bir o kadar yanık tenlerimizle açarken uzun bir süre ailecek 3 saatten fazla aynı atmosferde bulunmamaya yemin ederek odalarımıza dağılmanın heyecanını yaşayacaktık.Tabi ki kapının açılmasıyla saniyesinde kaybolan bu heves yerini dehşete bıraktı.Evet dostlar artık bir kapalı havuzumuz vardı!Evin girişi ve mutfak bunun için feda edilmişti tabi ama olsun zaten kullanmıyorduk, iyi olmuştu.

Son durum tahlilime bakacak olursak eğer, gece saat 2, yerde havlular, tavan sapsarı ve ıslak, annem ve babam üst kattaki deli kadınla kavga etmeye çıkmış, kardeşim lol oynuyor ve ben su birikintisi kalan mutfak köşesinde ayağımı şap şap suya vuruyorum(mutlu bir aile tablosu).Burada deli kadını merak edenler varsa eğer ufak bir bilgi vereyim, kendisi gece 3lerde evde topuklu ayakkabıyla yürüyüp, sinirlenince dolapları deviren(biz deprem oluyor sanmıştık), abisiyle telefonda ya da yüzyüze adam boğazlıyorlarmışcasına kavga eden, çok içip sarhoş halde bağırarak ağlayan, bazen o sarhoş haliyle otoparkta arabasının içinde uyuyakalan ve kapıcı tarafından siteye dedikodusu yayılan, bekar, yaşlı bir edebiyat profesörüdür ve 4 yıllık komşumuz olur.Tipi biraz cadıya benzer, sesi kısıktır ve o sesi duyurmak için bağırınca cinayet işleniyor sanan komşular polis çağırır, çoğunlukla polislere “ay yine mi rahatsız ettim, ben yalnız yaşayan bir kadınım” ayağı çeken bu yırtık profesör durumdan kolayca sıyrılır.Şuanki güncel başımıza gelense, bu deli kadın tarafından ‘uyuyakaldığı zaman sürecinde çamaşır makinesine bir haller olması’ şeklinde açıklanıyor, “ay parkeler ay!” diye bağıra bağıra sabaha kadar yerleri temizlemesi de apartman sakinleri için cabası.
Neyse ki sonunda bir şekilde odalarımıza dağılabiliyoruz ve bol atraksiyonlu bir gecenin sabahında ancak uyuyabilmenin huzuruyla tatilin gerçekten bittiğini ve artık aileme yeterince doymuş olduğumu hissediyorum.İçimde yavaş yavaş sorumlulukların geri gelmesine ya da yaklaşık 15 saattir aç olmama bağlı olarak bir acı duyuyorum.'Değerini bilemedim galiba o huzurlu tatilin' gibi düşünceler bir anda beynime yağmaya başlıyor ama fazla huzurun da pek güzel birşey olmadığını hatırlıyorum hemencecik.O kadar sakin, o kadar huzurlu geçiyor ki yılın bu 5 günü,insanın içinden yemek sırasında önündekiyle saç saça baş başa kavga edesi geliyor ya!Bir tatilde hiç mi sıkıntı stres olmaz, hep mi yüzmekler ay biraz da bu tarafımı yakayımlar olur yani insana fenalıklar basıyor.Peki bu aile tatili zıvırtısını 20 yıldır yapıyor olmamız devam ettirmemiz anlamına mı geliyor, malesef evet!Çünkü babam bayılıyor.Gelgelelim tatilin bitmiş olması ve yazokulu, staj, İstanbul kombosunun beni bekliyor olması normal sıkıntı, stres dolu hayatıma kavuştuğumu gösteriyor, pek şanslıyım!
Rengi açılmış bir tutam saç, bronz ve soyulmaya hazır bir ten, tatilde okunmuş, yarım kalmış kakao yağı kokan bir kitap…İşte bizim tatilimiz de bu kadar oluyor çocuklar.Haziran sizlere ömür, Temmuz’da yine sizlerleyiz.
*Daha çok bronzlaşabilmeniz dileğiyle, herşey bunun için elbette.7bin tık için teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder