26 Kasım 2013 Salı

EN ÇOK SANA GÜNAYDIN ZENCİ BEBEK

Yapılmamış ödevler, içilmemiş kahveler, gidilmemiş yollar, sürülmemiş ojeler, yarım kalmış makyajlar, elinden kayıp gitmiş fırsatlar, sana hiç ulaşmamış şanslar ve seni bekleyen koca, boş bir gecenin düşüncesi içini kemiriyor ama sen sadece kukuma kuşu gibi oturmuş uçağını beklerken karşındaki suratsızı süzüyor ve sürecin akışını düşünüp stres oluyorsun ya, sana hiçbir şey demiyorum ben daha! 
aaa! Sibel Can'ın kızı değil mi o?
Neyse canım, günaydın.

25 Kasım 2013 Pazartesi

Girls-Colors gonna make me sick!




   İnsanlar hakkında birçok sınıflandırma yapılabilir ama kadınları nasıl olur da sınıflandırabilirsiniz?
   Hergün, her lanet olası saat, başlarına gelen her iki yakası bir araya gelmeyesize olay onları değiştirir.
Tepkilerini, duygularını, bakış açılarını, mutluluklarını, gözyaşlarını sabitleyemezsiniz, hayretler içerisinde bakar, göz devirir ama kabullenirsiniz.Çünkü o süreçte yaşanan duygu meteoru size de bir tane çarpabilir, ağzınızın payını verebilir hatta allah tependen baksın diyebilir!Neyle, nerede karşılaşacağınızı asla bilemezsiniz...
   Enerjileri giydikleri kıyafete göre değişen, yaptığı makyaj yüzüne oturmadı diye (o da ne demekse artık) dışarı çıkmayı reddeden, her hayatına yön veremediğinde saç rengine ve kesimine yön veren, haftalarca diyet yapıp regl olunca koca bir pastayı tek başına yemeyi kendine hak gören, birbirinden farklı, sayısı kadar çeşidi olan bir türdür onlar.Birlik olunca en bağlı, düşman olunca her kavganın mübah olduğu ama genellikle saçlı başlı, tatlı mı tatlı bir dünya dolusu ayarsız çılgındır onlar!Tutabilene aşkolsun.
   Renkler çok şey ifade eder onlar için ve bu konuda  yapılan yorumlar, eleştiriler bazen akıl almaz olsa da gerçekten enerjisiyle dudak uçuklatacak şekilde bağlantılı giyinir, yaşar bir kadın.Mesela,


Beyaz: çok süslenmemiş ama güzel hisseder beyaz kızımız.Daha çok beyaz almaması için onu kim durdurabilir?Kırkından sonra hayatına feng-shui yle yön vereceğini düşündüğümüz bu kızlarımız yoga derslerine başlamışlardır bile!

Sarı: hele de biraz kahverengiye dönükse sanıyorum depresyondasın ya da sonbaharın gelişini kutluyorsun güzel kızım.Sinemaya gidiyorsun, hüzünlü filmlerde salya sümük ağlıyorsun ve film bittiğinde tuvalete gidene kadar akmış rimelini nasıl saklayacağını düşünüyorsun değil mi?evet evet, hepimiz bazen çok sarıyız.
Mavi: gökyüzü, yeni aldığın kot ve yünlü kazağındır mavi.Mesela miden bulanıyorsa gözünü kapayıp mideni açık mavi düşünürsün ve rahatlarsın.Çünkü mavi, "ne kafana takıyorsun bu kadar be" dir bazen.Çoğu zaman da, " dikkatleri ben çekiyorum sen işine bak"tır.Nazar boncuğu da bu yüzden mavidir bence.Mavi güvende hissetmektir yahu!
Yeşil: seni hayattan soğutabilecek yeşillerle karşılaşsan da, yeşil değerlidir.Yeşil senin doğaya olan sevgindir.Yeşilini yansıt ve onu koru şeker!Onun sana ihtiyacı var.

Mor: tutkunu çok olan bir rengimizdir mor.Hatta bazı mor kızlarımız o kadar çıldırmıştır ki, sen onun mor pantolonunu ve montunu incelerken o mor güneş gözlüğünü bile takmış olur ve " ehliyet kemerini bağla bebiş!" der.
Pembe: hayatları boyunca sevimliliği benimsemiş, 7 yaşından 70 yaşına kadar bu hedeften vazgeçmemiş, bu renge gönül vermiş değerli pembe severlerimiz, "ben kızıııım ve pembe bizim rengimiz, çok tatlıyız lanet olsun" diye bağırmak istedikleri günlerde görüş açınızdaki heryere bıkmadan, usanmadan pembe saçarlar.Onları seviniz.
Kırmızı: baştacımız, olmazsa olmazımız, birtanemiz kırmızı!Ne derlerse desinler, abartı olsun, megoloman olsun, kendini beğenmiş olsun hiç farketmez.İtiraf edelim kızlar kırmızı bizim vazgeçilmezimiz!Kırmızı bir kadın kendine çok güvenir, ama başkasına asla güvenemez.Dikkatli olun, el yakar beyler!

Siyah:İlla yasta mı olmak lazım yahu! siyah kadın rahattır, kendi tadındadır.Siyah hissedilen, komple siyah giyinilen günlerde ayna gibi, tabak gibi kolyeler takıp kendini sokağa atan siyah kızın coolluğunu, havasını sen nasıl gözardı edersin! Tabi tabi, sen sağa sola bakmaya devam et öyle...

Kahverengi: işin içinden çıkmaya çalışanların rengidir kahverengi, yani kadınların! Çoğu giyinilemeyen günlerde imdada yetişen, bir nevi ALO103 kahverengi destek hattıdır. Ve biz bunun değerini yeterince biliyoruz değil mi kızlar?

       Saymaktan yorulduğum ucu bucağı olmayan renk cümbüşünü yorumlamaya kalksam buna aylar, yıllar           yetmez.Biz en iyisi takipte kalalım kızlar...
    
      *Erkeklerin dikkatini çekmek kolay, eğer bir kadının dikkatini çekiyorsan olmuşsun demektir!!! ;)

6 Kasım 2013 Çarşamba

Amanallahım!!

Geçen yine çizgi film izliyorum, bir baktım ki amanallahım!Çılgınlarca klasik müzik dinliyoruz.Bu ne bu kadar beyin egzersizi, herkesin iqsu 5000 olsun da görün dedim.Kapadım televizyonu.İnsanların tercihine bırakılmalı böyle şeyler, bakalım herkes beyninin yüzde 10’unu arsızca kullanmak istiyor mu?Herkes atom bombası yapacak beyin genişliğine ulaşırsa öğrenci evlerine gelene kadar, ortaokulda terör örgütü oluverir bu çocuklar, kafayı yemişsiniz siz!
Bir kere zaten anne karnında klasik müzik dinleyen çocuklar doğmadan imha edilmeli.Çizgi filmler türkçe dublaj olmalı, klasik müzik kısımları sansürlenip Recep İvedik tadında Tom’lar, Tom’a küfür eden Jerry’ler yaratılmalı.
Yine de benim bugün aldığım ders, çizgi film izlememek/izletmemektir dostlar! Maazallah çok gelişmiş evladım dünya yuvarlaktır der tutuklanır ya da ben giderim bir taş/toprak keşfederim Madam Curie gibi kanser ederim kendimi.Çıldırmayın, hiç gerek yok!!!Hı illa da izleyeceğim ben kendimi tutamıyorum diyorsan, Pepee var zeybek oynuyor, aç da onu izle iki halk oyunu öğren.O da biraz tehlikeli ama tabi ki bir Looney Tunes değil.En azından beyinlerimizi çok zorlamıyor illa da bir işe yarayacaksın diye.Eğer bana kalsaydı bu işler, "reflekslerimiz gelişse yeter böyle de hayatımızı devam ettirebiliriz" mantığıyla bütün çizgi filmleri Teletabi’ler düzeyinde yapardım.Ama işte onlar da edepsiz çıktı gay milermiş neymiş.O yüzden daha da hiçbir şey diyemiyorum bütün edepsizlikler bu çizgi filmlerde.Öğrenciler kızlı erkekli kalmaları da hep oralardan öğreniyorlar.Lütfen duyarlı olalım anneler babalar, çocuklarımız, evlatlarımız tosun gibi olsun ama “zehir gibi maşallah” olmasın!

İyakşamlar.




3 Kasım 2013 Pazar

Bak şimdi,


Dışarda kar yağıyor.Ellerini ısıtmak için yapıştığın kahve bardağın ve kapkalın, yumuşacık yün hırkan sana uykuyu hatırlatıyor ve sen kıpkırmızı olmuş burnunla dışarıyı izliyorsun.Bir saat erken uyanmanın mutluluğunu ve halsizliğini aynı anda yaşıyorsun.Biraz da boğazın acıyor.
“Keşke kahve yerine çay içseydim” diye geçiyor aklından, o sabah bunun sana daha iyi geleceğini düşünüyorsun.Her zaman soğuk havanın insanı rahatlattığına, çayla birlikte terapi halini aldığına inanıyor E. .Senin de aklından bu geçiyor tam da ve seni de inandırdığını farkedip şaşırıyorsun.Terapiye ve ellerini ısıtmaya katkısı olmayan kahveni bitirip yerdeki mindere oturuyorsun.Sırtını kalorifere yaslamak hoşuna gidiyor.
“Keşke bugün hiç dışarı çıkmasam, defalarca aynı şarkıyı dinleyip bomboş günün tadını çıkarsam” diyorsun takvimdeki salıya dikkatlice bakarak.Salıları sevmeyen K.  Geliyor aklına.
“Keşke salıları sevsen K. “ diyorsun gözlerini kapatıp.Ve K. nin bir an için yanında olmasını diliyorsun.Onu çok özlediğini farkedip kaloriferden yanan kafanı ovuşturuyorsun.Bir ara görüşmeliyim diye geçiyor aklından,” bu kadar özlememeliyim bir dahaki sefere” diyorsun.
 Saat 8 olmuş bile, o günü yumuşak bir kazak ve rahat kotla geçiştirmek istiyorsun.5 dakikada hazırlanıyorsun.Kışın sıcak ve rahat kıyafetler seni mutlu etmeye yetiyor ne de olsa.
 Keşke bu sabah kahvaltı edebileceğim birileri olsa diyorsun, ama biliyorsun yalnız yaşıyorsun.Canın da çok bir şey yemek istemiyor zaten.Beyaz mutfak masasının üzerinde duran dünden kalma kurabiyelerden 2 tane atıyorsun ağzına.Çantanın salonda olduğunu hatırlıyorsun.Koltuğun ucundaki kırmızı battaniye ilişiyor gözüne çantanı karıştırırken,
“Keşke battaniyenin altından hiç çıkmam gerekmese, onlarca filmi arka arkaya   hiç sıkılmadan izlerdim” diyorsun.Aptal tebessümün de bunu gerçekten yapamayacağının kanıtı.Kahverengi topuklu çizmelerini ayağına geçirmeye çalışırken biraz geç kaldığını farkediyorsun.Arabanın buz tutmuş camlarıyla uğraşmak gelmiyor içinden ve biraz da kar kokusu alabilmek için metroyla gitmeye karar veriyorsun.Anahtarını aramaya başlıyorsun ve bu seni her sabah deli ediyor.
“Keşke biraz daha düzenli olabilsem” diye söylenirken saatine bakıp hızlıca evden çıkıyorsun.Merdivenleri koşar adımlarla inmeye çalışıyorsun ama biliyorsun bu konuda pek de yetenekli olmadığını.Bir anda çizmenin topuğu kırılıyor, yere düşüyorsun.
Keşke bu ayakkabıyı giymeseydim,
Keşke bu kadar sakar olmasaydım,
Keşke güne böyle başlamasaydım,
Keşke evden hiç çıkmasaydım diye arka arkaya geçiyor aklından.Kırılmış topuğunu eline alıyorsun.Toparlanıp ayağa kalkmaya çalışırken kattaki bir kapı açılıyor.Onu daha önce hiç görmüşmüydüm acaba diye düşünürken, anlamsız bir ifadeyle onun yüzüne bakıyorsun.Yerde oturduğunun farkına bile varmıyorsun. İçten bir gülümsemeyle diyor ki,
 Günaydın.


1 Kasım 2013 Cuma

Sen Neler Yapıyorsun?

 Resimlere bakarak hayatı hatırlayan insanların, resimlere bakarak hayatı hatırlama dosyalarında bulunan zilyarlarca fotoğrafın herhangi birinde sana “özlem” hissettiren objeler vardır.Bu objeler o zamanlarda, şuan sen fotoğrafa bakarken, iç geçirirken, hey gidi günler, “kaç yaşına geldim”ler, “işte bizim gençliğimiz de böyle geçip gitti”ler derken, belki umrunda bile değildi.Neden gözlerin doluyor, “ah be!” diyorsun?Ne oldu şimdi?
 Değerini bilmediğinden değil de, unuttuğundan: kaybettiğini ve bu yüzden özlediğini sanıyorsun güzel çocuğum.
 Bugünü de dün gibi hatırlayamadığın gün, sana bunları hatırlatan herhangi bir terlik, ağaç, diş fırçası, göz kalemi, bir hava durumu ya da en kötüsü bir koku ile karşılaştığın an beyninde atan şartel, şartelden kaçan elektrik, ani elektrikle patlayan kontak,kontağın aleviyle tutuşan suratın, suratının sıcaklığıyla kızaran gözlerin kendini tutamaz, dizi sıra gelen bu emirlerin yetkisine dayanarak senin karşı koymaya çalışmana rağmen akıtır gözyaşlarını ve sen köpekler gibi özlersin.
 Belki seni o hale getiren şey, kuzeninin ayılıp bayılarak aldığı güzelim elbisesiyle - sen onu kendi kot pantolonunla yıkayıp masmavi yapmadan önce - çekildiği son masum fotoğraftır, belki eski evindeki haşatı çıkmış, ev sahibinin (günahını bile vermeyeceğin) koltuğunda sigara söndüren arkadaşının yine aynı körolasıca koltukta aptalca sırıtmış fotoğraftır, ya da ne bileyim arkadaşına ödünç verdiğin, onunsa 90 derecede yıkayıp havlu kalınlığında ve bir karış ebatında sana geri iade ettiği bordo kazağının o hale gelmeden bir gün önceki fotoğraflanmış kanıtıdır.Bilemiyorum tabi, belki o kazağı ilk o halde gördüğün an, yerlere yatıp saatlerce gülmüşsündür gözlerinden yaşlar gelene kadar, yeni doğmuş yeğenine hediye etmeyi düşünmüşsündür , sonuç  olarak yer bezi bile olamayacak boyutta olduğunu anlayıp hatıra olarak saklamaya karar vermişsindir.Ama şuan gözlerinden gelen yaşın, o zaman yer bezi olarak düşündüğün kazağa bakıp, kendini sağa sola vurarak güldüğün için gözünden gelen yaşla aynı şey olmadığını ikimiz de biliyoruz değil mi bilinci açık güzel çocuğum? (vaftiz annen konuşuyor) *şimdi ve gelecekte kazaklarımı ödünç alacak arkadaşlarımın 30 derece ve renkli-renksiz ayrımı sağduyusuna sahip olmaları gerekmektedir!

 Ah bunlar ne saçma örnekler diyebilirsin, daha iyi örnekleri yüzüme vurup seninki de laf mı bakışınla beni rencide edebilir, bir daha asla suratıma bakmayabilir bir de üzerine yarı soyulmuş ojelerimle dalga geçebilirsin(bunu asla yapma!).Ama eğer kendi örneklerindeki insanları arayıp, mesaj atıp, en kötü bir çaldırıp kapatamıyorsan, koptuysan, küstüysen, kavga ettiysen, onsuz yaşayabilirim dediysen, kaybeden sensin dostum!Ben en azından kazağımı o hale getiren arkadaşımla, elbisesini lanetlediğim kuzenimle, kokusunu hatırladığım 9 numaranın Kuş isimli kedisiyle beraber ağlıyorum.

Peki ya sen? 


*Hayır Kuş’la beraber ağlamıyorum.Çünkü o, 5 insan bayıltabilecek, ani bir cinnetle kendini boğdurtabilecek koku gücüne sahip lanet olasıca bir kedi!