Evet, şöyle 2014 ile ilgili totalde bir kritik yapacak
olursam eğer: beklentisi düşük, getirisi yüksek bir yıl geçirdim diyebilirim. Ne
dilediğimi hatırlamıyorum çünkü rezalet sarhoş olduğum bir yılbaşıydı 2014! 1
Ocak sabahı da kendime hedef koyamayacak kadar bitkin olduğum için “bu yıl da
biraz plansız olayım canım seneye inşallah!” demiştim. O an öyle olmak
istemiştim, peki sonra ne oldu? Ömrü hayatımın en yoğun, ölümcül hareketli,
koşturmacayla geçen yılını geçirdim. Nasıl mı?
BÜTÜN ÖNEMLİ KARARLARI 2 GÜN ÖNCEDEN ALARAK!!
1. Tam yılbaşından sonraya denk gelen finalleri batırdığım için ortalamam yerle bir olmuştu. Hayal kırıklığına uğramıştım çünkü hem aynı anda iki bölüm okuyup hem de her haftasonu gezmeye tozmaya çıkılamıyordu, işte her şeyi berbat etmiştim. Tam o noktada (semester tatilinde tüm notlar açıklandığında) ‘fedakarlık’ kararı aldım. Bir şeylerden fedakarlık etmek zorundaydım. Ya günümü gün edip eğlenecektim, hayatın tadını çıkaracaktım ya da 21 yaşımda ders çalışarak kütüphanede çürüyüp gidecektim… Doğru mudur yanlış mıdır bilinmez, kınaması size, pişmanlığı bana kalmış kütüphanede çürümeyi seçtim. Tabi sonuçta ortalamamı yükseltmedim mi? Salak mıyım o kadar çalışmaya, algım mı düşük, zekam mı kıt tabi ki yükselttim!! Ama ben de bittim…
2. Tüm sosyal mecralarda gördüğüm ızgara maşası bacaklı
kızlar yetmişti, kıskançlıktan sabah koşularına bile çıkmaya başlamıştım.
Farkında olmadan spora eğilimim kıskançlıkla doğru orantılı olarak artıyordu.
Benim de zayıflıktan belim kopsun, beni gören “hiç yemek yemiyor musun kız, bir
deri bir kemik kalmışsın” diye üzülsün istiyordum. Ve spor salonuna yazıldım.
Bir deri bir kemik kalmadım tabi, hatta aradan 2 ay geçince hevesim de kaçtı,
daha az uğramaya başladım spor salonuna. Çünkü hayat tahmin ettiğimden daha yoğun olmaya
başlamıştı, yemek yemeye vaktimin olmadığı günler olduğunu hatırlıyorum. Bazen sabahlara kadar
çalıştım uykusuz kaldım. Yani sonuç olarak spordan mıdır, koşturmacadan mı bilemiyorum ama (burada konfeti patlıyor) zayıfladım.
3. O kadar yoğun bir tempoda yaşadım ki bir dönem, “sen
neredesin yahu!” diye isyan edenler oldu. Stresten ağzımın kenarları egzama
oldu, monotonluktan içim geçti. Hayat bu değil, yaşamak bu değil isyanlarımın
doruk noktasına eriştim ve son başvuru gününde (gecesinde kararını alarak)
Erasmus programıyla Almanya’ya gitmeye karar verdim. Zaten üç tane okul
seçebiliyorduk, sadece Je t’aime demeyi bilerek de Fransa’ya gidemezdim, Almanya’da
da İngilizce bilmeyen Türkçe biliyor dediler. Aldığım gazla, azıcık yazı
turayla biraz da haritadan şehirlere bakarak salladım üç üniversite gitti valla
oh sefam olsun! Şansıma da gitme hakkı kazanmayayım mı, ne olduğunu nasıl
olduğunu ben de anlamadım. Bir sürü saçma sapan belge zıvırtısından sonra
aman allahım resmen sadece Almanya’daki okuldan haber beklemek kalmıştı, Ekim’de
pılımı pırtımı toplayıp gidecektim.
4. O kadar salak saçma gidiyordu ki her şey (paldır küldür
demeliyim belki de) asıl yapmam gereken şeyi yapmayı unutmuştum. Bilmiyorum özgüvenim mi yetmemişti, yoksa aman beni ne yapsınlar mı demiştim hiç hatırlamıyorum
ama son gece o anın verdiği cesaretle neden şansımı denemiyorum, ne kaybederim canım
diyerek 15 tane vidyo çekip içlerinden en iyisini Microsoft staj başvurusu için
son saniyede yolladım. Son saniyede derken gece 12’de kapanan başvuru formunu
11.30’da yolladım. Bir an beceremedim diye de ödüm koptu tabi, salağım çünkü o
ana kadar beklenir mi? Hayret bir şeyim… Gelgelelim Microsoft’un beni kabul etmesiyle
ve tabi staj döneminde öğrendiklerimin de katkısıyla yazılım dünyasına olan bakış
açım tamamen değişti. Böyle uygulamalar yazmaya kalkmalar, kendime görev
edinmeler, sorumluluk sahibi olmalar falan. Hemen büyük adam oldum hemen. Olsun
aferin bana.
5. Daha yazmakla bitmez son anda aldığım uçsuz bucaksız
kararlar ama en en en önemlisi: hobimi unutmamaya karar verdim. Geldiğin yeri
unutmayacaksın bir kere, değerini bileceksin. Hatta katlayarak gitmek lazım ama
bizde o kafa ne gezer. Şarkıcılık falan değil tabi yanlış anlaşılmasın, öyle bir
bahsettim ki sanki beni pavyonda keşfetmişler de ünlü ses sanatçısı olmuşum.
Nerede bende o ses, nerede işte…yok. Ses desen yok, resim desen Cin Ali’den
ötesi beni aşıyor, şöyle bir hiphop, R&B dansçısı da olayım isterim ama
başımın üstünde dönmeye kalkarım hastanelik olurum falan hiç gerek yok. Yazmak
diyorum yazmak, kendisi benim hobim olur. En güvenlisi, en sağlıklısı. 2014’te
değerini tekrar tekrar anladığım, çoğu zaman saçmaladığım ama zevk aldığım
dünya. Bence sadece kendim için bile hakkını
verdim bu sene, kendimi tebrik ediyorum. (Umarım sen de kendi hobinin hakkını vermişsindir sayın okur.)
Peki aldığım tüm kararlar mı başarılı oldu, tabi ki hayır.
Sonu faciayla biten kararlarım da var. Hatta çoğu mu facia desem bilmiyorum… Koltukta
misket böceği gibi diz kapaklarıma yapışmış, tostoparlak şekilde ağlayarak “bana
da müstahak, yazıklar olsun ” dediğim anları uç uca eklesem dram filmi
kategorisinde en iyi kadın oyuncu Oscar’ı falan alırdım herhalde… Ama kaideleri
bozmak için yazıyorum bugün. Hata yapıyorum, öyleyse yaşıyorum… Herkesi
affediyorum 2015’te, kendimi de. Hoş geldin yeni yıl, sıfırdan başlamak için
mükemmel bir bahanesin.
Aldığınız yeni kararların hakkını vermeniz dileğiyle, herkese güzel bir yıl olsun.
1 yorum:
çok saçma.. p(-.-)q
Yorum Gönder