19 Temmuz 2014 Cumartesi

RESMEN CEMİL İPEKÇİ

 Zamanında bir perde almışım bir sürü adam kafası var üzerinde.Tek başıma olsam bile çok kalabalıkmışız hissi veriyor.Bi türlü yalnız kalamadığım şu çılgınlar çılgını evde bir de hiç işim yokmuş gibi gözlerimi perdeye dikip adamları, kadınları tanıdıklarıma benzetmeye çalışıyorum ama çok ilginç, benziyorlar!
 Biri gıcık olduğum kız, biri okulda gördüğüm çocuk derken bir de bakmışım aman allahım kuzenimle sınıf arkadaşı değil mi o?...Ay çıldırıyorum aaa dostlar diye bağıracak oluyorum hay yareppi annemlerin alt komşusunun ne işi var orada?Elaleme rezillik bütün sülaleyi, arkadaşları toplamışım karşılarında uyuyorum 1 yıldır kimse de hişt pişt demiyor ama zaten hele bir o perdeden ses çıksın, hele bi dersinler...Sonuç malum: perdeleri yakar, pılımı pırtımı toplar, oranın küçük bir sahil kasabası olmadığını anlayıncaya kadar saçma sapan bir bozkıra yerleşirdim.Baktım deniz yok, vay başımıza gelenler diye bağırarak kafamı bir sağa bir sola yatırıp dövünmeyi hayal eder, ama sonra bunu yapmaya utanıp hiç sesimi çıkarmadan oradan uzaklaşırdım.Her yaptığım salakça şey için "perdenin laneti hala üzerimde, peşimi bırakmıyor!!" der, bütün sorumluluğu da üzerimden sıyırıp atardım...Aman aman neyse ki kimsenin hişt pişt dediği yok.
 He bir de, kendi çapımda düşünürken bir takım çözümler üretiyorum çok lazımmış gibi.Örneğin; tütsü yakıp, "çok genç ve masumken, çokça hayallerim olan bir çağımda - tabi o zamanlar kanım deli akıyor, saf duygularımla aldığım bu perdeyi bugün burada azad ediyorum." diye haykıracak oluyorum...Kalp krizine sebep olacak hayal gücüm şimdi perdedeki kafalar ayaklanıp "eyvallah abla!" diyerek çıkıp gidiyorlarmış evden fikrini aklıma sokup bir de ön gösterim olarak gözümde canlandırıyor, veriyor gazı, veriyor gazı...Ee tabi ne olacağı belli, uyutmuyor sabaha kadar yusuf yusuf yan odada oturtuyor insanı, hay seni hayal gücü gibi...
 Bakıyorsun sabah olmuş.Ohh temiz hava kokusu ve kahve...Diyemeden patlıyor gökyüzü, ağaçlar yerden yere vuruyor kendini, yağmur camları kıracak oluyor, sel, fırtına, kıyamet kopuş, bir felaket halleri aman allahım İstanbul elden gidiyor!Heryer akarsu dere olmuş, birkaç saat kalmış Avrupa'dan kopup küçük bir adacık olmamıza sen ağzın açık pencerenin köşesinden dışarıyı izleyip hayretlere düşüyorsun.On parmağını birden ileri uzatıp "bu Temmuz mu, bu Temmuz mu şimdi!"gibi özürlü triplere giresin geliyor bir yandan, daha 1 saat önce alnına güneş vurmuyor muydu yahu...Bu sırada perdeye olan tüm ilgini de kaybedip hava muhalefetine bulamadığın çözüme kaygılanırken, göz kapakların senin şu gereksiz hallerine de, hayal gücüne de daha fazla tahammül edemiyor, "uyu hadi uyu, dünyayı sen mi kurtaracaksın be kız" isyanını da yapıştırıyor.
Gözaltların mor, iki elin yana düşmüş, bundan birşeycik olmaz imajınla hafiften sızarken dikkatini çekiyor, "a-aa Cemil İpekçi değil mi o?"

2 Temmuz 2014 Çarşamba

BİR KEDİ



Biliyorum farkındayım ben olan bitenin...Gözaltlarım azcık mor.Akşamları biraz fazla şarap içiyorum.Sabah da biraz fazla kahve...Ama değiyor, keyifli insanlarla keyifli vakitlerle yoruluyorum.Gece martı seslerine uyanıyorum bazen.Bi de büyük sineklerden korkuyorum.Başka şeyler, saçma şeyler okumak istiyorum.Sonra en çok ben yazmak istiyorum.Kocaman bi yıldan çok güzel kaçmışken omuzlarımdaki yükü tekrar üstüme alıyorum, biliyorum bunun da farkındayım kolay olmuyor.Sabahları çok erken uyanıyorum bazen, sonra geri uyuyorum.Derin nefes almayı tekrar öğrenmem gerekiyor, buna çalışıyorum bu aralar.Hiç yemek yemeye vaktim olmayan günlerim var.Bazen dersler ve kurslar birbirine giriyor.Hepsine yetişiyorum, ama başka hiçbir şey düşünemeden.Gözüm iyi görmüyor ve sağda solda sürekli birşeyler unutuyorum, yaşlanıyorum.Yavaşlıyorum artık hırsım, isteğim köreliyor, üzücü değil ama buruk bir tadı var.Her akşamüstü vapuru beni karşıya atarken güneş geçmiş beynimi rahatlatıyorum rüzgarla.Bu büyük bi başlangıç, mutlu bi veda.Kalbimi basıyor arada koca bir sıkıntı, aman yaa diyorum sonra da.Çokça çamurlu içimi temizlemek için bi yığın su yutuyorum, ama geçiyor.Değiyor yani...
Tanrı bana soruyor yatak mı istersin, uyku mu...Birinden biriyle rahat vermiyor.En iyisi araba kaputu diyorum ben de ve ağaç gölgesi bulduğum yerde uyuyakalıyorum.
Ama içimden de diyorum uykuya dalarken, hiçbir şeyim yokken elde ettiğim güzelliklere karışmasan olmaz mı, Tanrı?