27 Nisan 2014 Pazar

KENDİNE İYİ DAVRAN

 27 Nisan Pazar.
 Tam 13 saat uyumamın şerefine sabah 9'da kendiliğimden "neredeyim ben" dercesine derbeder bir halde uyandım.Sağıma soluma baktım, milyarlarca kot pantolonumun yerde oluşturduğu küçük bir dağcık, yanında cüzdan, aynanın önünde duran kitabın üstüne dökülmüş aseton, halının üstünde küpelerim... Tanıdım burası benim odam.Zaten belli ki dünyayı kurtarmak maksatlı uyumuşum buraların başka bir açıklaması olamaz.Kalkmak istemiyorum çünkü biliyorum o kubbe çakması kot pantolon yığınını ya toparlayacağım ya da sinirlenip camdan aşağı atarken "Allahım ne yapıyorum ben yeni yıkanmış dapdar kot pantolon camdan aşağı mı atılırmış, bana niye akıl fikir vermedin yareppi!!" diyerek son attığım kotumun arkasından ben de atlayacağım.Yaparım çünkü, biliyorum.
 Zor kıyamet kalkıyorum, şortla yatmışım bir de manyak mıyım neyim İstanbul zaten bu aralar sanırsın kış, acaba dün toplantı çıkışı yediğim taze fasulyeden mi kafa oldum diye de bir düşünmüyor değilim vallahi şortu da nerden bulmuşum da giymişim, bu ne hal.Hemen son hava bükücü kimliğimle fakat tek bir fark olan hava bükememe yeteneğimle atom karınca gibi ortalığı topluyorum, kendime de bir kahve yapıyorum.Sarhoşum çünkü ayılamamışım belli, 5 dakika önce kendim bile anlam veremediğim şeyler toplamışım odamdan bir kahve içeyim de kendime geleyim.

  
 Mutfakta suyun kaynamasını beklerken apartmandaki diğer yaşlı teyzeler gibi camdan sarkıp hava tahlili yapma şansı buluyorum.Bunu neden hergün yapmıyorum diye de kızıyorum kendime, aman 60'ımdan sonra hergün yapacağım zaten şimdiden baymayayım diyorum sonra da.Asla hava durumuna inanmayan, kendi iç güdüleriyle giyinip her seferinde ya soğuktan titreye titreye eve dönen, ya da sıcakta kazakla baygınlık geçirip hastaneye kaldırılan bir insanım.Çünkü çok saçma geliyor, hava gündüz kapalıysa soğuk olmalı, açıksa sıcak olmalı tüm gün öyle olmalı, ne o öyle sürekli değişiklik hep aynı olmalı gibi sanki.Başka türlüsünü kabul etmiyor bünye, donmaya, pişmeye mahkum yaşayıp gidiyor. 
 Rüzgardan saçım başım karışana kadar rüzgar olduğunu kabul edemeyen, yağmur yağdığını ıslanmadan anlayamayan, ıslanana kadar hayatına devam eden bir salağım ben.O yüzden bazen çok geç oluyor eğer şemsiyeyi yanıma almayı akıl edemediysem.Zaten evden çıkmış ve ıslanmış oluyorum bir kere.Geri dönmemin de bir faydası olmaz diyorum, sucuk olana kadar yürümeye devam ediyorum.Kendime çok sinirleniyorum bunu bilerek yaptığım için.Diyorum ki, kendi içgüdülerine bu kadar güvenme ama herkes gider yine sana sen kalırsın, sabret ve kendinle barışık yaşa.Kendine iyi davran, tabi çok da şımartma sonra bak salak salak işler yapıyor.Bari bugün mutlu ol, sanki daha önce hiç mutlu olmamışsın gibi.Çünkü bugün 27 Nisan, önemli bir gün.Pazar ise orada daha bir güzel.Yıllardır benimle benden daha barışık yaşayana bu yazı.
 9 yaşındaysan hayat bazen çok zor ama artık ikimiz de 9 yaşında değiliz, çok büyüdük bak.
 Bugün bi yaş daha büyüdün sen, çok büyüdün.Nice  mutlu senelere.

11 Nisan 2014 Cuma

KATYA!


Hava soğuk diye evden çıkmadın bugün.Gördüğün şemsiyeler hatrına, taht gibi oturduğun tek kişilik koltukta, dizlerin felç olana kadar bağdaş kurmaya devam edeceksin, biliyorsun.Burada, yeşil bir kutunun içinde hayal kuruyorsun.Bir de kendi kendine gülüyorsun, aklına sabah 15 dakika aralıksız alarm sesi gelen yan odanı benzin döküp yakmak istediğin geliyor ama şimdi gülüyorsun işte, ani tepki veriyorsun bazen.Yaparsın bilirim.
Bugün sana çok sevdiğin başka bir günü hatırlatıyor.Çok düz, çok boş ama çok gamsız olabilecek kadar mutlu bir günü.Bugün aynı gün değil farkındasın, hava sisli bir kere.Ama yine de gerçekten o gün olsa, şu koltuk kadar hatrımız olsa birbirimizde, çok yağmur yağması gerekirdi.Ama yağmıyor Katya! Bavulumu hazırla, gidiyoruz.


7 Nisan 2014 Pazartesi

Belki Birgün Sen de Anlarsın Küçük Zenci

Biliyorum ne yeri ne de zamanı.Bazı şeylerin hiçbir zaman yeri ve zamanı olmuyor zaten.Şimdi mi diyorum, biraz daha bekleyeyim diyorum, daha güzel olsun diyorum azıcık daha, biraz daha güzel derken geçip, elimden uçup gidiyor.
Sadece kaybettiğimde üzüldüğüm şeyler için bir kez daha suçluyorum kendimi.Varlarken göz ucuyla bile bakmadığıma kızıyorum.Hatırladığımda pişman olduklarımın sayısı ne kadar azsa o kadar değerli oluyorum bence.Her yumruğumu sıktığımda bir kere daha "benim suçum değildi" dememek için zor tutuyorum kendimi ama yine de tutuyorum.Artık sinirle, bir hışımla yazdığım yazıları yayınlamıyorum mesela.Kırmıyorum kimseleri.Ağır bir üzüntüyü dile getirmeyerek olgun gibi davranmaya çalışıyorum.
Ben bir dünya yaşamaya hazırlanırken, pişmanlıklarımı reçel kavanozunda saklıyorum.Çok şekerlenirse atarım diye bekliyorum.
Hiç yeri değil, hiç zamanı değil, hiçbir zaman da olmayabilir.
Şimdi sadece diliyorum ama biliyorum, bir gün gerçekten çok güneş olan ama çok sıcak olmayan bir yerde, çok sakin ama çok sıkıcı olmayan bir zaman diliminde, çok derin bir nefes alacağım.
İşte o gün, azad olurum belki.
Belki önemli herşeyi unuturum da, güneş yüzüme vururken uyuyakalırım.
Ben zaten hep uyuyakalırım.
Çünkü, çok yorgunum, hep yorgunum sevgili zaman dilimi!Nolur beni azad et, defolup gidip yatayım.
İyi geceler.