7 Ocak 2015 Çarşamba

Elime Yüzüme Bir Su Çarpıverin

"Bir gece yarısı 2.30da benzinlikte beklemediğimiz kalmıştı! Ammmaan bir tarafımız şişmesin diye içimizden bir gerizekalı hepimize yanlış saatte yanlış yerden kalkan bir otobüse bilet almış da sağolsun, şuanda euro bile geçmeyen bir benzinlikte bir masaya oturabilmemiz için yine o gerizekalının cimrilikten ölerek aldığı 2.5 litrelik suya bakıyorum. Ve tekme atmamak için kendimi zor tutuyorum. Sanıyordum ki bu "hallederiz, o iş bende!" tripleri sadece türk erkeklerinde var. Yok ben haklarını yiyormuşum. O ne özgüven ki, bizim döşü kıllılara taş çıkarır maşallah hava cıvasıyla. Sanırsın iş adamı da, haftasonu Polonya'ya kaçamak yapıyor Chirstmas öncesi. Hayret ediyorum, şok okyanusunda yüzüyorum adeta, bütün geziyi şu gerizekalıya sinir olarak çarçur ettim sanıyordum ama beni hiç haksız çıkarmadı. Bizi gecenin 3'ünde benzinlik köşelerinde perişan etmeyi bırak, burayı bulana kadar bindiğimiz taksi parasını da bana ödetti. Örümcek hislerim asla yanılmıyor boşuna sinir olmamışım demek ki...
Bir de burada tavşan şapkamla dalga geçen Polonyalı kardeşlerimiz var. Yahu gecenin körü afedersiniz açın da bir tarafınıza gülün. Sanki Lehçe konuşunca ben anlamıyorum. Bana bakarak gülüyorlar işte ne yapayım şimdi tavşan şapkamı fırlatıp içimdeki vahşi kaplanı mı çıkarayım ortaya. Lanet olsun diyip alıp başımı gidemem de, saat gecenin körü, pasaportumun zarzor geçtiği bir ülkede ıssız bir benzinlikteyim. Atar gider zamanı değil şimdi edebimle oturmam lazım. Şapkam da komik zaten biraz da hak veriyorum. 
Ben yanımdaki gerizekalıyla konuşmamak için, sinirimden ağzımdan köpükler çıkara çıkara aynı şarkıyı ikiyüzüncü sefere dinlerken, kendini sandalyeden atıp yerde kıvranmamak için zor tutan diğer masum arkadaşım da kitap okuyor yazık. Saat 4 yaa 4, sabah oluyor artık! Kızcağız kitap okuyor ya günah değil mi, hayatınızda böyle bir kültürel aktiviteye maruz kaldınız mı hiç?? Ay neyse bizim burada kültürel aktivitelerimizi tamamlamamıza bir saat kala, "Almanya sınırına geçelim euroları boynuma takacağım" gibi büyük laflar ederek, azıcık da lanet olasıya laf sokmaya çalışarak zamanın geçmesini bekliyorum. Ama farkındayım ki bütün euroları bizi kazıkladığını bile bile taksiciye verdim. 10 centlerden kendime Trabzon burması falan yaparım artık...
Büyük konuşuyorum, çünkü büyük konuşmak istiyorum: bir Almanya'ya döneyim Christmas tatili boyunca evden markete gitmek dışında çıkan, şu gerizekalıya herhangi online bir platformdan cevap veren, kapıyı açan, fotoğrafını like'layan, herhangi bir şekilde kontakta bulunan ve bir daha biletini başkasına aldıran, taş olsun!!! Polonyalı taksici amcanın olmayan Almancasıyla anlatmaya çalıştığı şeyleri anlamak zorunda kalsın inşallah!!!! Ama yine de Mutlu Christmas Breakler, mutlu yeni yıllar herkese ( ben bir benzinlikten, gece saat 4'te, böyle bir mahrumiyette bile iyi dilekler yolluyorsam ya çok iyi biriyim ya da tansiyonum düştü elime yüzüme bi su çarpıverin. ) "


24/12/2014 03:40
Poznan, Polonya 

3 Ocak 2015 Cumartesi

"Hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır."


Evet, şöyle 2014 ile ilgili totalde bir kritik yapacak olursam eğer: beklentisi düşük, getirisi yüksek bir yıl geçirdim diyebilirim. Ne dilediğimi hatırlamıyorum çünkü rezalet sarhoş olduğum bir yılbaşıydı 2014! 1 Ocak sabahı da kendime hedef koyamayacak kadar bitkin olduğum için “bu yıl da biraz plansız olayım canım seneye inşallah!” demiştim. O an öyle olmak istemiştim, peki sonra ne oldu? Ömrü hayatımın en yoğun, ölümcül hareketli, koşturmacayla geçen yılını geçirdim. Nasıl mı?
BÜTÜN ÖNEMLİ KARARLARI 2 GÜN ÖNCEDEN ALARAK!!

Başlıyorum.

1. Tam yılbaşından sonraya denk gelen finalleri batırdığım için ortalamam yerle bir olmuştu. Hayal kırıklığına uğramıştım çünkü hem aynı anda iki bölüm okuyup hem de her haftasonu gezmeye tozmaya çıkılamıyordu, işte her şeyi berbat etmiştim. Tam o noktada (semester tatilinde tüm notlar açıklandığında) ‘fedakarlık’ kararı aldım. Bir şeylerden fedakarlık etmek zorundaydım. Ya günümü gün edip eğlenecektim, hayatın tadını çıkaracaktım ya da 21 yaşımda ders çalışarak kütüphanede çürüyüp gidecektim… Doğru mudur yanlış mıdır bilinmez, kınaması size, pişmanlığı bana kalmış kütüphanede çürümeyi seçtim. Tabi sonuçta ortalamamı yükseltmedim mi? Salak mıyım o kadar çalışmaya, algım mı düşük, zekam mı kıt tabi ki yükselttim!! Ama ben de bittim…

2. Tüm sosyal mecralarda gördüğüm ızgara maşası bacaklı kızlar yetmişti, kıskançlıktan sabah koşularına bile çıkmaya başlamıştım. Farkında olmadan spora eğilimim kıskançlıkla doğru orantılı olarak artıyordu. Benim de zayıflıktan belim kopsun, beni gören “hiç yemek yemiyor musun kız, bir deri bir kemik kalmışsın” diye üzülsün istiyordum. Ve spor salonuna yazıldım. Bir deri bir kemik kalmadım tabi, hatta aradan 2 ay geçince hevesim de kaçtı, daha az uğramaya başladım spor salonuna. Çünkü hayat tahmin ettiğimden daha yoğun olmaya başlamıştı, yemek yemeye vaktimin olmadığı günler olduğunu hatırlıyorum. Bazen sabahlara kadar çalıştım uykusuz kaldım. Yani sonuç olarak spordan mıdır, koşturmacadan mı bilemiyorum ama (burada konfeti patlıyor) zayıfladım.

3. O kadar yoğun bir tempoda yaşadım ki bir dönem, “sen neredesin yahu!” diye isyan edenler oldu. Stresten ağzımın kenarları egzama oldu, monotonluktan içim geçti. Hayat bu değil, yaşamak bu değil isyanlarımın doruk noktasına eriştim ve son başvuru gününde (gecesinde kararını alarak) Erasmus programıyla Almanya’ya gitmeye karar verdim. Zaten üç tane okul seçebiliyorduk, sadece Je t’aime demeyi bilerek de Fransa’ya gidemezdim, Almanya’da da İngilizce bilmeyen Türkçe biliyor dediler. Aldığım gazla, azıcık yazı turayla biraz da haritadan şehirlere bakarak salladım üç üniversite gitti valla oh sefam olsun! Şansıma da gitme hakkı kazanmayayım mı, ne olduğunu nasıl olduğunu ben de anlamadım. Bir sürü saçma sapan belge zıvırtısından sonra aman allahım resmen sadece Almanya’daki okuldan haber beklemek kalmıştı, Ekim’de pılımı pırtımı toplayıp gidecektim.

4. O kadar salak saçma gidiyordu ki her şey (paldır küldür demeliyim belki de) asıl yapmam gereken şeyi yapmayı unutmuştum. Bilmiyorum özgüvenim mi yetmemişti, yoksa aman beni ne yapsınlar mı demiştim hiç hatırlamıyorum ama son gece o anın verdiği cesaretle neden şansımı denemiyorum, ne kaybederim canım diyerek 15 tane vidyo çekip içlerinden en iyisini Microsoft staj başvurusu için son saniyede yolladım. Son saniyede derken gece 12’de kapanan başvuru formunu 11.30’da yolladım. Bir an beceremedim diye de ödüm koptu tabi, salağım çünkü o ana kadar beklenir mi? Hayret bir şeyim… Gelgelelim Microsoft’un beni kabul etmesiyle ve tabi staj döneminde öğrendiklerimin de katkısıyla yazılım dünyasına olan bakış açım tamamen değişti. Böyle uygulamalar yazmaya kalkmalar, kendime görev edinmeler, sorumluluk sahibi olmalar falan. Hemen büyük adam oldum hemen. Olsun aferin bana.

5. Daha yazmakla bitmez son anda aldığım uçsuz bucaksız kararlar ama en en en önemlisi: hobimi unutmamaya karar verdim. Geldiğin yeri unutmayacaksın bir kere, değerini bileceksin. Hatta katlayarak gitmek lazım ama bizde o kafa ne gezer. Şarkıcılık falan değil tabi yanlış anlaşılmasın, öyle bir bahsettim ki sanki beni pavyonda keşfetmişler de ünlü ses sanatçısı olmuşum. Nerede bende o ses, nerede işte…yok. Ses desen yok, resim desen Cin Ali’den ötesi beni aşıyor, şöyle bir hiphop, R&B dansçısı da olayım isterim ama başımın üstünde dönmeye kalkarım hastanelik olurum falan hiç gerek yok. Yazmak diyorum yazmak, kendisi benim hobim olur. En güvenlisi, en sağlıklısı. 2014’te değerini tekrar tekrar anladığım, çoğu zaman saçmaladığım ama zevk aldığım dünya. Bence sadece kendim için bile hakkını verdim bu sene, kendimi tebrik ediyorum. (Umarım sen de kendi hobinin hakkını vermişsindir sayın okur.)


Peki aldığım tüm kararlar mı başarılı oldu, tabi ki hayır. Sonu faciayla biten kararlarım da var. Hatta çoğu mu facia desem bilmiyorum… Koltukta misket böceği gibi diz kapaklarıma yapışmış, tostoparlak şekilde ağlayarak “bana da müstahak, yazıklar olsun ” dediğim anları uç uca eklesem dram filmi kategorisinde en iyi kadın oyuncu Oscar’ı falan alırdım herhalde… Ama kaideleri bozmak için yazıyorum bugün. Hata yapıyorum, öyleyse yaşıyorum… Herkesi affediyorum 2015’te, kendimi de. Hoş geldin yeni yıl, sıfırdan başlamak için mükemmel bir bahanesin.

Aldığınız yeni kararların hakkını vermeniz dileğiyle, herkese güzel bir yıl olsun.