"Gittiğin yerde seni bekleyen biri varsa eğer, yolculuk yapmak güzeldir. Düşünmeye, uyumaya ama hiç uyumamış kadar yorgun uyanmaya, gerçekleşmeyeceğini bile bile gereksiz planlar yapmaya, telefonundaki eski şarkıları karıştırmaya, hatırlamaya, özlemeye ayrılmış paha biçilmez bir vakittir. Kelin merhemi olsa falan filan ya, konuşması kolay ben bunun tam tersini yapıyorum şu sıralar. Bir şehri bir kişiyle özleştirememek büyük kayıp gibi geliyor bana. Gittiğin yer o insan olmalı sanki, o insan hayatından çıksa bile orası öyle kalmalı. İçi farklı renk muhallebiyle doldurulmuş kurabiyelerin tadı hiç farklı olur mu? Dilin mavi değil de yeşile dönse miden bunu umursuyor mu? Belki sen zevkten dört köşe, sarı görünce limonlu sanıyorsun, turuncu görünce portakallı. Ama öyle olmuyor işte, onlar sadece kurabiye...
Görmeden bilemezsin ya tabi, bazen sadece gezmen gereken bir dönem olur.(umarım sadece gezmen gereken bir dönem olur) O zaman çantanı alıp bir yere gittiğinde, kimsenin seni umursamadığı bir şehirde, bir ülkede dans ederek yürüyebilirsin mesela. Mcdonalds'da uyuyabilirsin, evsizlerle tanışıp, bir gelin görünce peşinden koşabilir, hiç bilmediğin bir dilde sorulan soruya, daha henüz öğrenemediğin başka bir dille cevap vermeye çalışabilirsin. Çünkü kimse umursamaz. Senin orada olmanı, sana farklı gelen kırk bin anı, çektiğin kırk bin fotoğrafı, gülmeni, ağlamanı, orada yaşamanı kimse umursamaz. O sadece sana farklıdır, sana güzeldir, en çok sana özgürdür. Herkes için normal bir günken senin için farklı bir gün olduğunu, o şehirdeki meşhur köprüde, "vay canına!" diye baktığın heykele (binlerce insanın elini yapıştırdığı gibi) elini koyup dilek dileyerek özel kılmak istersin. Çünkü işte dışarıdan belli olmasa bile, senin için farklı bir andır. Yağmur hafif atıştırmaya başlar, sen gözlerini kapatırsın. İşte o an, aklına dileyecek hiç birşey gelmez. Biraz düşünürsün ama olacak gibi değildir. Mahcup bir şekilde "sağol heykel, galiba senin yardımcı olabileceğin bir hayat değil bu" diye içinden geçirirsin. Gözlerini açarsın, arkandaki istekli insanlara bakıp iki saniye önceki salak duruma şaşkın halde sıranı devredersin...
İnsanların inanarak diledikleri ne kadar belli oluyor yüzlerinden. Benim de acaba "pardon heykel, bu seninle ilgili bir konu değil." bakışım belli olmuş mudur? Düşünüyorum da, bazen mottolaştırdığımız şeyler o kadar da önemli değil. Bir heykelden en basiti "nefret edene kadar çikolata yiyip kilo almamak" gibi birşey bile dilemiyorsam, ondan bile yardım istemediğim bir hayat yaşıyorsam ben, galiba mutluyum.
Beni bekleyen hiç kimse yok şimdi, oraya da ait değilim buraya da, biliyorum. Peki gittiğim yerden neden geri dönüyorum?Neden artık dönmem gerekiyormuş gibi hissediyorum? Çünkü bir şehirden ayrıldığınızda sizi en çok ev özler. O şehri hatırlamak için kişiye, bahaneye, mottoya ihtiyacınız yoktur, orası evdir. Başka bekleyen olmasa bile mutlu olduğunuz size ait yerdir ve hep öyle kalır.
Yani diyorum ki, heykel beni sevmedi, olsun Prag yine de çok güzeldi hatta mükemmeldi ama hava karardı, ben artık eve gidiyorum."
Prag (Gri Şehir)
07/12/2014
9 Aralık 2014 Salı
Gri Şehir
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
